İnci SALAR Yazdı: Bize neler oluyor?

Varlık felsefesinde, varlığın kabulü ve reddi olmak üzere iki görüş ortaya çıkar.

09 Kasım 2017 Perşembe 23:15
İnci SALAR Yazdı: Bize neler oluyor?
Varlık felsefesinde, varlığın kabulü ve reddi olmak üzere iki görüş ortaya çıkar. Varlığı reddeden Nihilizm'in karşısında varlığı kabul gören Realizm yani Gerçekçilik kendi lisanını ortaya koyuyor.

Mesela, Heraklitos,varlığı bir "oluş hali" olarak niteler. En bilinen görüşü ile; "Bir nehirde ikinci kez yıkanılmaz" der. Yani artık ne o su aynı sudur,ne de sen aynı sensindir. Evren sürekli bir hareket halindedir, durağan ve sabit değildir.

Bu felsefi akımların ardından birgün Platon çıkagelir ve "İdealizm"i ortaya atar. Yani varlığın bir düşünceden ibaret olduğunu, varlığın sürdürülebilir hareketli akışkan değişimi ancak düşünce gücü ile sağlanabileceğini savunur. Descartes'ın; "Düşünüyorum öyleyse varım" teoremi gibi, olanı salt düşünerek görebilir varlık. Kuşkusuz düşündüğü için olan olmuyordur ama olanı düşünerek açıklayabilir. 

Bana göre Platon felsefenin son noktasını koymuş,artık her yola buradan sapmak en Rasyonel iştir.
"İdealizm"i bir ana artel olarak düşünürsek,ara sokaklar merkez düşünceye bağlı kendi katkılarımızı ortaya koyabilir ancak. 
Şimdi her bireyi bir devlet olarak ele alalım ve bu her devletin bir yönetim şekli yok mu?

Her insanın kendi geninden getirdikleri, sosyolojik ve töresel etkileşimleri ve sonradan kendine kattıkları ile düşünce gücünde bir öz yönetim şekli belirginleşir. Bazı insanlar seküler bir cumhuriyet anlayışıyla yönetir kendini. Bazısında monarşi, bazısında şeriat, bazısında oligarşi yahut federal yönetim cereyan eder.

Ruhsal yapımızda illaki bir yönetim hakimdir ve genel yapımızda hangi hakimiyet yaygınlaşmışsa Platon'un İdealizm'i çerçevesinde evren hareketliliğine o yansır. Yani başka bir değişle, düşünce yapımızın geneli değişimin yönünü belirler. 

Şöyle bir bakalım ve düşünelim mesela; dünyanın vardığı şu son noktada Oligarşik bir bencil hakimiyet,salt kendine çıkarcı bir yaygınlaşma var. Öte taraftan da Monarşik yani "Krallık" yapısı hakim. Sanki biraz aristokrasiye hizmet eden köle sistemi,yani kapitalizme hizmet eden sınıfsızlar hatta soyluya hizmet eden soysuzlar. Sizce de öyle değil mi? Düşünce gücümüzde bu hakim artık, son yüz yılın trendi bu, değişimin geldiği tersine ironik noktaya bakın. Belki şöyle de diyebiliriz,s on yüzyıl da değişimin adı; BOZULMA..

Hepimiz iç dünyamızın kralı olduk, kendi krallığımızı kurduk ve çoğumuz neredeyse iç dünyamızın tanrı putuyuz. En'lerin en'iyiz. Çoğumuz birer maddeci, materyalist, pozitivist, "üst gerçekçi" olduk çıktık. Bu ilkelerimizin sürdürülebilir garanticiliği ekseninde de acımasız lokma savaşçılarına dönüştük.

Felsefe, düşünen insanın varlığını geliştirebileceğini söylüyor. Peki ya biz düşünerek nasıl bu hale geldik? Bana kalırsa şimdi günün konusu bu olmalı, konunun uzmanları, akademisyenleri artık bu eksen üzerinde düşünmeli. Felsefe, sosyoloji, antropoloji ve psikiyatri kol kola düşünce gücünün uğradığı erozyonun sebeplerine yoğunlaşmalı ivedilikle. Yoksa şart oldu artık Nihilizmin yani Hiççiliğin sütliman sularına varlığımızı bırakmak.

Yoksa gerçek mutluluk Hiççiliğin; dingin, statik düşünce gücünde mi?
banner624

    Yorumlar

banner634
banner708
banner285
Hava Durumu
Tümü Anket
Ceyhan'da kimi belediye başkan adayı olarak görmek istersiniz?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner671

sanalbasin.com üyesidir