Türkler annenizi mi öptü?

18 Kasım 2017, 13:07
Türkler annenizi mi öptü?
Tüm dünya tarih boyunca Türk'leri kendilerine hedef yaptı, bıkmadılar usanmadılar, hep yenildiler yine denediler, yine deniyorlar!..

Yıl 1914:

Ahmet Rüstem Bey, 24 Haziran 1914'te Osmanlının Washington Büyükelçisi olarak göreve başlamıştı.

Göreve başlar başlamaz göz attığı Amerikan gazetelerinde, Müslüman Türklerin Hıristiyan Ermenileri kılıçtan geçirdiği, Türklere ağır sözler söylendiği, Amerikan başkanından Türk karasularına Amerikan gemileri göndermesi gerektiği konularında yazılar okuyordu.

Bu yayınların kaynağında; 1.Dünya savaşına giren İngiltere ile Fransa'nın Amerika'yı kendi yanlarında savaşa çekme isteğinin yattığını anlayan Ahmet Rüstem Bey, 8 Eylül 1914 günü 'Evening Star' gazetesinde yayımlanan demecinde;

"İngiltere ve Fransa'nın Türkiye'de Hıristiyanlara katliam yapıldığı yalanını Amerikan kamuoyunun önüne serdiklerini ve bu yalanı bahane ederek Türk limanlarına Amerikan savaş gemileri gönderilmesini istediklerini' yazdı.

Ermenilerin Hıristiyan oldukları için değil, isyan ettikleri için, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın desteğiyle ayaklanarak Osmanlı devletini zayıflatmak istedikleri için cezalandırıldığını belirtiyor, 'Böylesi bir silahlı ayaklanma karşısında kalsalardı Fransa İngiltere ve Rusya acaba ne yapardı' diye ekliyordu.

Masum bir ırka karşı dünyanın gözleri önünde 20 tasarlanmış soykırım gerçekleştirmiş olan Rusya acaba ne yapardı? Ya Fransa ve İngiltere?

"Ülkelerinin özgürlüğü için dövüşen Cezayirlileri bir yerlere tıkıp sonra dumanla boğmuş olan Fransa, Sipahi İsyanında yakaladığı Hintlileri top namlularının ağzına bağlayıp sonra o topları ateşleyen İngiltere, aynı tahrikler karşısında kalsalardı acaba ne yapardı" diyordu.

Amerikalıların Filipinleri işgal ederken yerli halka uyguladıkları 'Water Cure' denen su işkenceleriyle, Amerika'da her gün işlenen 'zencileri linç etme' suçlarını anımsatıyor;

"Varsayalım ki Amerika'daki zencilerin, Amerika Birleşik Devletleri'nin işgal edilmesini kolaylaştırmak için Japonlarla gizlice anlaşmış oldukları ortaya çıkarıldı. Acaba o zencilerin kaçı hayatta kalabilirdi" diye soruyordu.

Ahmet Rüstem Bey’in bu demeçlerine öfkelenen Amerikan başkanı Wilson, 10 Eylül 1914 günü dışişleri bakanına gönderdiği yazıda, "Türk büyükelçisi sınırı aşmıştır" diyor ve sözlerini geri alıp özür dilememesi durumunda Amerika’dan sınır dışı edilmesi gerektiğini bildiriyordu.

Dışişleri bakanı, 11 Eylül 1914 günü Ahmet Rüstem Bey'den 'Evening Star' da yayımlanan demecindeki sözlerini geri almasını istiyordu. Buna karşılık Ahmet Rüstem Bey, Amerika Dışişleri Bakanına gönderdiği 12 Eylül 1914 günkü cevap yazısında, sözlerini geri almayacağını belirterek şöyle diyordu;

"Türkler yıllardan beri Amerikan basınının düzenli saldırılarına hedef olmaktadır. Bu saldırılar sık sık en ağır dille yapılmakta ve Türklerin bütün duygularını incitmektedir. Türklerin dinine, milliyetine, geleneklerine, göreneklerine, gelmişine geçmişine sövülmüş, bütün kötülüklerin bataklığı Türkiye imiş gibi gösterilmiştir. Benim Amerikan saldırısına karşı ülkemi savunduğum apaçıktır. Savunmam, ABD'nin de kınanacak birtakım özürleri olduğunu göstermek biçiminde olmuşsa, bu Amerikan basınını daha insaflı davranmaya ikna etmenin başka bir yolu bulunmadığına inandığımdandır. Diplomatik kuralları aşmış olabilirim fakat insanlığın çıkarı şekle feda edilemez.

Bu cevabından sonra Amerika Birleşik Devletleri'nce 'istenmeyen adam' ilan edilen Ahmet Rüstem Bey, 9 Ekim günü Sait Halim Paşa'ya çektiği telgrafta, aynı gün İtalyan vapuru ile New York'tan yola çıkacağını, 18 Ekim’de Napoli'de, 25 Ekim'de de İstanbul’da olacağını bildiriyor ve ekliyordu;

"25 Ekim 1914 tarihine dek benden haber alamayacak olursanız, akıbetim (öldürülüp öldürülmediğim) hakkında araştırma yapınız." (Kaynak: Neveser-Cengiz Özakıncı)

Yıl 2016:

Hem darbe yapmaya çalışarak ülkeyi dış güçlere teslim etmek isteyen FETÖ terör örgütü, hem de ülkemizi yıllardır bölmeye çalışan yabancı güçlerin kuklası PKK terör örgütüne ve bunların savunucularına karşı Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ülkenin huzuru ve güvenliği için gerekli icraatları yaptı ve yapmaya devam ediyor.

İsmi 'vekil' de olsa, terör örgütü savunucusu kimselerin cezaevine konulmasından dolayı ve içinde bu kadar vatan haini barındıran ülkemizde 'idam cezası'tartışmalarının başlamasından dolayı dünya bir kez daha bu durumu fırsat bilip, 'insan hakları' cümlesinin arkasına sığınarak sahneye çıkıyor.

53 yıl önce başlayan, Avrupa Birliğine üye olma maceramız sonucunda oyalanarak bu günlere kadar geldik. Aslında Avrupa Birliği bir 'Hıristiyan Topluluğu' olması muhtemel bir birliktir. Fakat bunu dünyanın önünde telaffuz edecek kadar kendilerini hazır hissetmiyorlar belki de…

14.11.2016 tarihinde, Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz yaptığı açıklamada;

"Türkiye idam cezasını yeniden getirirse, bu durumda üyelik görüşmeleri sona erer. Türkiye'deki durumun devam etmesi halinde, Avrupa Birliği olarak ekonomik yaptırımlar dahil, bazı önlemleri düşünmek zorunda kalacağız. Muhalefet milletvekilleri ve gazetecilerin tutuklanmasının ardından gümrük birliğinin genişletilebileceğini düşünemiyorum" dedi.

Özetle, Türkiye Cumhuriyetini ekonomik yaptırım uygulamak ve üyelik müzakerelerini durdurmakla tehdit etti.

Peki, AB pratikte bize ne diyor?

Siz Türkler, 'Bırakın vatanınız bölünsün, bırakın terör sizi teslim alsın, bırakın sizin geleceğinize biz karar verelim. Yoksa bakın sizi Avrupa Birliğine üye yapmayız, hatta ekonomik yaptırım uygularız ve dünyada bir başınıza kalırsınız bilesiniz.'

Yıl 2017:

Barzani, bağımsız olabilmek adına referandum yaptı. Ortadoğu'daki planlarını gerçekleştirmek üzere sona yaklaştığını düşünen ABD, İsrail, İngiltere ve rahat, zengin bir yaşam sürmek isteyip petrol konusunda sıraya girmiş ülkelerin verdiği güvenceyle yapılan referandum hepsinin hayallerini yıktı.

Türkiye, Irak ve İran üçlüsünün arasında sıkışıp kalan Barzani şaşkın vaziyette nefes alamaz hale geldi, Türkiye önderliğinde oluşan yoğun tepkiyle karşılaşan destek sandığı ülkelerin tamamı yorum yapmaktan dahi kaçındı.

Yıllardır besledikleri PKK'nın Suriye’nin kuzeyinde YPG-PYD gibi farklı isimlerdeki guruplarına çok sayıda silah yardımı yaparak bir anlamda Türkiye için güvenlik sorunu yaratmaya, bu yolla da Türkiye'nin kendi isteklerini yerine getireceği konusuna odaklanmış durumdalar.

15.11.2017 günü, ABD Ordusundan Albay Ryan Dillon Türkiye'ye karşı terör örgütü PKK'nın yanında olduklarını açık açık söyledi. "Türkiye, Afrin'de PYD-YPG güçlerine ateş açarsa, biz PYD-YPG'yi koruruz" diyerek Türkiye'yi açıkça tehdit etme küstahlığını gösterdi.

Yine geçtiğimiz günlerde Norveç'te yapılan Nato tatbikatında yaşanan olay ise çok düşündürücüdür. Bu olayla ilgili Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) yaptığı yazılı açıklama şu şekildedir:

"Norveç'te bulunan NATO Müşterek Harp Merkezi'nde 08-17 Kasım 2017 tarihleri arasında icra edilen TRIDENT JAVELIN adlı NATO Tatbikatının son safhasında, tatbikatın 'Karşıt Kuvvet' ülke liderleri fotoğrafları arasına Mustafa Kemal Atatürk'ün resminin yerleştirildiği, tatbikat içerikli sosyal medya çevrimi içinde ise Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan adına sahte hesap açılarak Karşıt Kuvvet liderini destekleyici ifadelere yer verildiği hususları tatbikata katılan Türk Silahlı Kuvvetleri personeli tarafından tespit edilmiştir. Durumun Genelkurmay Karargahına intikal etmesi üzerine, yaşanan olayların kabul edilemez olduğu vurgulanarak, konu NATO askeri makamları nezdinde yazılı ve sözlü olarak protesto edilmiş ve tatbikata katılan Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin derhal tatbikattan geri çekilmeleri emredilmiştir."

Sonuç olarak:

Türkiye, kim ne derse desin sınırlarını korumak için ne gerekiyorsa o şekilde davranacak ve bölgede kimsenin patronluğunu kabul etmeyecek güçte bir ülkedir.
Bu tavır, hükümet politikaları haricinde Türk Milleti’nin de ortak görüşüdür. Bunu Türk tarihinin her döneminde görmek mümkündür.

Örneğini verdiğim 1914-2017 yılları arasında dünyanın Türklere karşı bakışında ve davranışında en küçük bir değişim, bir iyi niyet, ya da güven duyacağımız bir yaklaşım göremiyorum.
Tarih boyunca değişen hiçbir şey olmadı, dünyanın sahipleri olduğunu düşünen ülkeler her zaman için Türkler bir şekilde zayıflatılmalı, bölünüp parçalanmalı ve belki de yok olmalı diye hesap ettiler.

Başta AKP, sonra Mustafa Kemal Atatürk'ün partisi olduğunu iddia eden CHP ve sonra MHP'nin, terör örgütlerini kullanarak ülkemiz üzerinde oynanan oyunları bozmak adına, her zamankinden daha fazla dış politikalara kafa yormaları ve en önemlisi de birlikte hareket etme kabiliyetlerini yeniden kazanmaları gerektiğini düşünüyorum. HDP'yi saymadım çünkü şehitlerimizin sebebi terör örgütü PKK'yı destekleyen bir parti bana göre yok hükmündedir.

MHP Genel Başkanı Sayın Dr.Devlet Bahçeli’nin 14.11.2017 tarihindeki gurup toplantısında "2019 tarihine kadar AKP hükümetine tam destek vereceğiz” açıklaması, ülkemiz üzerinde oynanan oyunların bu kadar vahim bir hal aldığı şu günlerde, Türk Milleti olarak tek yumruk olmamızın, bu küstah planları yapıp tehditler savuracak kadar şaşırmış dış dünyaya karşı yapılması gereken en önemli hareket olduğunu düşünüyorum.

Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki planları doğrultusunda, içerde karışıklık çıkarmak için fitne sokup, dışarıda ise tehditler savuran başta ABD olmak üzere dünyanın kendini bilmez şımarıklarına karşı, Türk Milleti tek vücut olarak karşı duracak ve bu durum Türkiye üzerinde oynanan oyunları bozacaktır.

Siyasi anlamda içimizde birbirimizi öldüresiye yorsak da, dışarıya karşı 80 milyonluk kocaman ve tek yumruk bir aile olarak görünmek, öyle hareket etmek zorundayız.
Unutmayalım ki, hepimiz aynı gemideyiz.

"Türkün Türk'ten Başka Dostu Yoktur" (M. Kemal ATATÜRK)

banner624

    Yorumlar

banner634
banner708
banner285
Hava Durumu
Tümü Anket
Ceyhan'da kimi belediye başkan adayı olarak görmek istersiniz?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner671

sanalbasin.com üyesidir