google.com, pub-7197687656137963, DIRECT, f08c47fec0942fa0google.com, pub-7197687656137963, DIRECT, f08c47fec0942fa0
banner828
banner833

Günümüzün en belirgin özelliği toplumsal karmaşasıdır. Geçmişten gelen kadım değerler pop kültürün değerleri ile iç içe girmiş, doğru ve yanlış birbirine karışmıştır. Bu kaos durumu, aile yapısına ve evlilikte kadın-erkek ilişkisine de yansımaktadır.

Erkek, ne kadar erkek olduğunu, kadın da ne kadar kadın olduğunu bilmiyor. Birinin cinsiyetine uygun görevlerini diğeri yapıyor, bir diğeri karşı cinsi gibi davranıyor. 
Kendisi kadın, ama davranışları, sözleri, jest ve mimikleri erkek gibi. Erkek gibi kaba konuşuyor, sokak ağzı ile kocasına küfür ediyor.

Veya kocasına, bir çocuğa, bir bebeğe hitap ettiği gibi sesleniyor. “Bebeğim” “tatlım” “cicim” diyor. Erkek, ama aşırı anaç tavırlar sergiliyor, kadından daha yumuşak davranıyor. Ev idaresinde nerdeyse yok gibi, evde pasif bir baba, dominant bir anne profili sergileniyor. Erkek, karşı cinsin sözleriyle karısına hitap ediyor. 

Değerlerin ve normların bu derece kayması nasıl toplumsal hayatımızı bozuyorsa, evlilik hayatımızı  o denli sarsıyor. Çünkü kadın ve erkek  hukuki olarak eşit, insan olarak eşit, ama biyolojik olarak, fıtrat olarak farklıdır. Bu gerçeği kimse değiştiremez. Amma birileri ısrarla kadın ve erkeği eşit göstermek için söz ve davranışları, rolleri, refleksleri ve tutumları eşit göstermeye devam ediyor. 

Madem biyolojik olarak farklıyız, fıtratlarımız da farklı, o zaman psikolojik ihtiyaçlarımız da farklıdır. Kadın ve erkeği motive eden, mutlu eden şeyler de farklıdır. Bu gerçeğe karşı davranmak, suyun akışının  tersine  kürek çekmek demektir. Örneğin bir kocaya, çocukların babasına “bebeğim, tatlım” demek, onu ne kadar mutlu edebilir? Sanmıyorum. Bu söz, erkeği kocalık ve babalık rolüne ne kadar yakınlaştırır? Hiç! Tam tersine  bu tarz bir  iltifat, erkeğin cinsiyet kimliğine uygun olmadığı için, onun pasif bir role girmesine neden olur.

Peki, evde eşine ve çocuklarına karşı pasif konumda bir erkek, kocalık vazifesini yapmada eşini ne kadar mutlu edebilir.  Baba olarak, çocuklarına nasıl dayanak ve rol model olabilir?
Böyle bir erkek ne sağlam bir koca ne de sağlam bir baba olabilir. Bir taraftan ona biçilen rolü oynasa bile, diğer taraftan da iç dünyasında gerilimler ve çatışmalar yaşar. İşte erkeklerin bu kadar agresif olmasının, yetersiz olmasının altında yatan bir neden de budur. Yani ona evde erkek gibi davranılmamasıdır. İçi erkek, ama gördüğü muamele erkek gibi değil. 
Oysaki erkek, erkeklere ait vasıflarla anıldığında, fıtratında var olan koruyuculuk, cesaret, cömertlik, iktidar, başarı, takdir duyguları okşandığında kendisini daha rahat hisseder. Eşine, kocalık, çocuklarına babalık vazifesini daha güzel yerine getirebilir. Örneğin dışarıdan eve girdiğinde, Kur’an’ın tabiriyle “Bir Kavvam” gibi karşılandığında, onure edilip, takdir gördüğünden, onunla güç mücadelesine girilmediğinde, yanında erkekliği, kocalığı, babalığı eleştirilmediğinde çok daha mutlu olur. Ve ona bu duyguları yaşatan kişiye bağlılığı artar, onun dediklerini yapar, ona sevgisi artar.

Erkeğin fiziki ve biyolojik gücü  küçümsenmemeli ki kadının  yanında kendisini huzurlu ve mutlu hissetsin.
Aynı şey kadınlar için de geçerlidir. Evin sultanı pozisyonundaki kadına, evin ve dışarının her işi yüklenip, erkeklere ait güç, başarı, ayaklarının üzerinde durma, mücadele etme duyguları yüklenirse, yapacağı ilk iş kocası ile mücadeleye girmek olacaktır. Erkekle mücadelede başarılı olmak için de onun gibi davranacak ve hareket edecektir. Tıpkı bir zamanlar Türk sinemasında “Şoför Nebahat” veya benzeri “güçlü ve başarılı kadın” tipleri gibi. O tipler, erkek gibi ceketini omuzuna atıyor, kabadayılar gibi tesbih sallıyor, külhanbeyi gibi nara atıyordu. Sonuçta kadınlığını da unutuyordu. Ne erkek olabiliyor ne de kadın. 
Ne mi oluyor peki? Sadece mutsuz bir varlık!
Unutmayın kadının gücü, erkek gibi davranmakta değil, kadınlığa mahsus söz ve davranışlarındadır. Geçmişte  Hürrem Sultan, Kösem Sultan gibi kralları,  padişahları yöneten kadınlar, bunu fiziki güçleri ile değil, kadınlıkları ile başarmışlardır.

Kadın; gücü vurgulandığında değil, güzelliği vurgulandığında gururlanır. Kadın, nara attığında değil, naif ve narin olduğunda saygı görürü. Kadın, takdir edildiğinden çok iltifat edildiğinde, ilgi gösterildiğinde, sevildiğinde kendini mutlu hisseder. 
Herkes aslına geri döndüğünde, fıtratına uygun davranıldığında ve kabul gördüğünde daha mutlu olur ve daha mutlu eder…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner776

banner836

google.com, pub-7197687656137963, DIRECT, f08c47fec0942fa0