banner767
Mutlak varlığın kendisini bilmesine yani zuhuruna alimler 'Akl-ı Kül' ismini vermiştir. İslam felsefecileri buna 'Hakikat-i Muhammediye' de derler.

Mevlana, Akl-ı Kül terimini bu eserde yalnız üç yerde kullanmaktadır:

"Böylece Muhammed’in asıl olduğu belirlendi. Çünkü hakkında; 'Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım'
buyurulmuştur."

Şeref gölün alçaklığı, hikmetler ve yüce makamların hepsi ne varsa onun bağışı ve onun gölgesindendir. Çünkü ondan hasıl olmuştur. Mesela bu el ne yaparsa akıl sayesinde yapar. Onun üstünü aklın gölgesi kaplamıştır.

Bir insanda aklın gölgesi olmazsa onun diğer organları da çalışmaz. Şu halde, bütün organlar akıl sayesinde her işi muntazam, iyi ve yerinde olarak yaparlar. Gerçekten bütün bu işler akıldan meydana gelir. Organlar alettir.

"Bu tıpkı zamanın halifesi gibidir. Büyük adam akl-ı kül yerindedir. İnsanların akılları da onun organlarıdır. Her ne yaparsa onun sayesinde yapar. Eğer onlardan yanlış bir hareket meydana gelirse, bu akl-ı küllün gölgesini onların başlarından kaldırmış olmasındandır."  (7)

"Dünyada peygamberin bilmediği ne var ki? Herkes ondan öğrenir. Akl-ı cüz'inin akl-ı küllide olmayan nesi var acaba? Kendiliklerinden yeni bir şey bulanlar akl-ı küllidir. Akl-ı kül öğretmendir; onun öğrenmesine lüzum yoktur."

"Nebiler akl-ı küldür; akl-ı kül her şeyi ortaya koyan, bulan ve meydana getirendir."(8)

"Yerle gök arasında olan şeyler ve bütün varlıklar akl-ı küllün gölgesidir. Akl-ı cüz’inin gölgesi insana göre, varlıklardan ibaret olan akl-ı küll’ün sayesi de kendisine uygun bir şekilde olur."(9)

Görüldüğü gibi her üçünde de tasavvufun başlıca konularından biri olan Akl-ı kül meselesi en sade biçimiyle anlatılmıştır.

Mevlana'ya göre, ALEM:
Bir şey zıddı ile belli olur. Zıddı olmayan bir şeyi tanıtmak imkansızdır. Yüce Tanrı zıddı olmadığından, "Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim" buyurulduğu gibi, bu nurun belli olması için karanlık bir alem yarattı.

Alemin yaratılması isteğini Tanrı ilk önce ruhlara vermiştir. Şüphesiz alem bu nedenle yaratılmıştır.

Halk alemin öncesi bilinmeyen olduğunu söylemektedir. Veliler ve nebiler ise sonradan yaratılmış olduğunu bildirirler. Onların söylediği gerçektir; zira alemin yaratılması isteğini Tanrı onların ruhlarında oluşturduktan sonra alem var olmuştur. (10)

Mevlana'ya göre, DEVİR:
Mevlana devre inanmaktadır, fakat bu ruhun bir bedenden başka birinin bedenine intikâl ettiği şeklinde olan hurafe inanışa dayanan bir fikir değildir. O, yaradana göre birlik kabul etmektedir. Eserin iki yerinde bu inanç göze çarpmaktadır:

"Yüzünü ne tarafa çevirirsen Tanrı oradadır. O her yerde bulunan manevi bir çehredir. Devamlıdır,ölmez. Aşıklar bu manevi surete kendilerini feda etmişlerdir. Geri kalanlar ise hayvan gibidir."

Buyurdu ki, sığır gibi olmalarına rağmen nimetleri hak ederler ve ahırda bulundukları halde ahır sahibinin makbulüdürler. Ahır sahibi isterse onları ahırdan nakleder ve padişahın ahırına götürür. Başlangıçta olduğu gibi yokluktan varlığa getirir. Varlık ahırından cansızlık ahırına, oradan bitkiliğe, hayvanlığa; hayvanlıktan insanlığa; insanlıktan melekliğe ve daha böylece sonu gelmeden ilerletilir." (11)

Başka bir yerde de kerametten bahsederken aynı görüşü belirtmekte; "Keramet seni aşağı bir durumdan yüksek bir duruma getirmesidir. Sen oradan buraya seyahat eder bilgisizlikten akla, ölülükten diriliğe kavuşursun. Mesela önce toprak ve cansızdın. Seni bitki alemine getirdi; bitki aleminden uyuşuk bir kan ve bir çiğnemlik et alemine yolculuk ettin. Buradan hayvanlık alemine, hayvanlıktan da insanlığa sefer ettin" (12) diyerek devri anlatmaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner776

banner782