google.com, pub-7197687656137963, DIRECT, f08c47fec0942fa0
banner828

Dünyaca ünlü Rus yazar Dostoyevski, sarhoş bir baba, hasta anne, yatılı okullarda geçen yalnız bir çocukluk ve sara hastalığı ile mücadele eder.
Beethoven ise sekiz çocuklu frengi hastası bir annenin beşi engelli olan çocuklarından sağlıklı olandır.
Benzer aile yapılarını ünlü yazarlar Kafka, Gorki ve Virginia Woolf’un yaşamında da görebiliriz. Zor bir çocukluk dönemi geçirmiş ya da yaşamında maddi manevi çok zorluklarla karşılaşmış insanlar daha çabuk olgunlaşıyor, hayata karşı daha güçlü ve sağlam durabiliyorlar ve hep birikimli, öngörülü, hassas, kolaylıkla empati yapabilen ve özellikle çok duyarlı insanlar oluyorlar. Dolayısı ile yaşadıkları ve başlarına gelen olaylardan dolayı hep anlatacak ve paylaşacak bir hikayeleri oluyor.
Boşanan ailenin çocuklarında eğer anne ya da baba çocuğuna karşı ilgiliyse çocukların daha çabuk olgunlaşır ve hayata karşı daha güçlü bir duruş sergilerler. Benim rahmetli annem ve babam da bütün evlilikleri boyunca, çocukluğumdan beri tartışma ve anlaşmazlık içindelerdi.  Hayatım boyunca  ve evlilikleri süresince hep aralarında arabuluculuk ve hakemlik yapmaya çalıştım.
Anneme babamı savunurdum, babama da annemi savunarak aralarını düzeltmeye, birbirlerine karşı davranışlarını değiştirmeye çalışırdım. Bu yüzden de hep karşı tarafı savunduğum için ikisi tarafından da sevilmez ve haksız bulunurdum.
İkisinin de hayata bakışları, hayattan beklentileri ve yaşam felsefeleri birbirlerinden çok farklıydı. Babam sinirlendiği zaman bağırmaya başlar, annem ise ona karşılık vermekten çekinmezdi. Anneme hep babam sinirlendiğinde ona cevap vermemesini, sinirini daha da alevlendirmemesini söyler babama da anneme karşı daha sakin ve anlayışlı olmasını önerirdim hep.
Öyle ki babam ve annemin tartışmalarını komşularımız da duyarlardı. Üniversitedeyken bir arkadaşım zaman zaman bizde kalırdı, onların evdeki bağrışmalarını arkadaşım duymasın diye müziğin sesini açardım ve arkadaşıma karşı mahcup olurdum hep.
Kendi kendime , "ben evlendiğimde, eşim sinirli olduğunda annem gibi yapmayacağım, karşılık vermeyeceğim, siniri geçene kadar alttan alacağım" derdim. Öyle de yaptım. O sinirliyken karşısında cevap vermedim, içeri odaya gider dolapları düzeltirdim, sinirinin geçmesini beklerdim ancak hep ezilen ben oldum ve evliliğim süresince sinirlerim çok yıprandı.
Neticede eğer mutsuz giden bir evlilik varsa şartları zorlamamak ve evliliği sonlandırarak çocukların psikolojik olarak zarar görmesine engel olmak gerekiyor. Çünkü benim yaşadığım gibi mutsuz evliliğin içinde sevgisiz bir ortamda büyüyen çocukların, kendi yaşadıkları ve yaptıkları çıkarımlar sonucunda kendi evlilikleri de mutsuzlukla geçebiliyor ve sonuçta ünlü yazarların yaşamlarında olduğu gibi hep mutsuz insanların anlatacak bir hikayesi ya da hikayeleri oluyor. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner776

banner816