google.com, pub-7197687656137963, DIRECT, f08c47fec0942fa0
banner805
banner767

'Ortalama' avukatlık macerasından sonra oturduğu koltuğun Allah için hakkını verme kabiliyetini gösterebilen (?) birinden, 'Soner'den bahsetmek istiyorum.

Ona neden adıyla, bu şekilde hitap ediyor olmamın nedenleri var.

"Türkiye'nin en başarısız belediye Başkanı" ile yolumuz Figen Küçükgöde aracılığı ile kesişti. Figen hanım, Çukurova İlçe Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğü emrinde çalıştığı dönemde büyük bir yolsuzluğu ortaya çıkarmıştı. İşin ucunun kendisine dayanacağını bilen Soner, gerekli hamleleri yapmaya başladı. Figen küçükgöde'de bu hamlelerden nasibini almaya başlamıştı. Sürülmek istendiği yere gitmedi. Onurlu bir insan olan Küçükgöde, başta Soner olmak üzere meydan okuduğu birçok kişiye diz çöktürmeyi bildi. Sular şimdilik durulmuştu, ancak huzursuzluk had safhadaydı.

Davet üzerine bir araya geldiğimiz üçlü toplantıda, Figen Hanım artık çalışmak istemediğini, belediyeden tamamen soğuduğunu, bununla birlikte idare tarafından yapılacak bir tercihe de saygılı olacağını ifade ederek, Soner'le benim konuşmamı istedi.

Randevu alarak yanına gittim. Durumu anlattım. Çalışmasını isteyip istemediğini sordum; "Emekliliği daha hayırlı olur" dedi. Bütün bunları Küçükgöde ailesi ile önceden konuşup alternatifler üzerinde fikir birliğine vardığımız için Soner'e kıdem tazminatının kaç taksitte ve ayrıca, brüt/net hangi yöntemle ödeneceğini sordum. "Yasa gereği brüt üzerinden ödenecek, malum belediyenin mali durumu sıkıntılı, buna rağmen 2-3 taksiti geçirmeyiz" cevabını aldım.

Ne dediyse kasıtlı olarak tersini yaptı. Araya girmiş olmamdan huzursuzdu. Benimle konuşurken, gözleri duvarlarda geziniyordu. Amacından olmuştu. Seçildiği günden beri yola getiremediği Figen Küçükgöde’yi ayağına kadar getirememenin ezikliği içindeydi. Bu yüzden, 'ağzından çıkan ne varsa tersini yaptı.' Amacı beni küçük düşürdükten sonra geriye tek tek tercih kalacak, Figen Küçükgöde makamına diz çökerek gelmek zorunda bırakılacaktı.

Bu uğurda atmadığı salvo, yapmadığı atraksiyon kalmadı.

Kıdem tazminatının brüt ücret üzerinden ödeneceğini söylemişti. Sözünü hatırlattığımda, "sen beni sendika başkanı ile kavga mı ettireceksin, toplu sözleşmenin dışına çıkamam" sözleri ile yalan denizinde yüzdüğünün açık bir itirafını yapmış oldu. Kıdem tazminatı gibi özel kanunlarla koruma altına alınan bir hakkın, bırakınız toplu sözleşme maddeleri arasına girmesi, pazarlık konusu bile yapılması mümkün değilken, Soner’in her adımda calipso yapması niyetini ortaya sermeye yetiyordu.

Sendika başkanı da aynı görüşte olunca, Soner’in maskesi düştü, gerçek yüzü ortaya çıktı.

Kıdem tazminatını en çok 2-3 parçada öderiz demişti, neredeyse 1 yılda, o da icraya verildikten sonra 'zimmet korkusu' ile ödendi.

* * *

Soner, benim araya girdiğim dönemde Figen hanıma yazdığı bir mesajda asıl niyetini çamur atarak itiraf ediyordu:

"Azmi denen şahıs olmasaydı çoktan bitmişti bu iş. / Şantajcılara hayatım boyunca taviz vermedim vermem de.. /Dikkat et de tazminatını elinden almasın bu şantajcılar."

* * *

SONER, BURADAN SESLENİYORUM SANA..

Gelişim belli, gidişim belli, konuşmalarım belli, makamın ortam dinleme cihazları ve kameralarla dolu, dost düşman, uçanı kaçanı kayıt altına alıyorsun.

ŞANTAj YAPAN ŞEREFSİZDİR.. İSPATLAYAMAZSAN SEN ŞEREFSİZSİN... HODRİ MEYDAN!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner806

banner789

banner782