Namaz, İslam’ın en temel ibadeti olmakla birlikte Kur'an'da işaret edilen vakitler üçtür; beş vakit uygulaması ise Peygamber sünneti denilerek sonradan şekillenmiştir.
Namazın özü 'Allah'a yöneliş ve kulluğun bilinci' olarak vurgulanmış, şekilsel alışkanlıkların ibadetin ruhunu gölgelememesi gerektiğini değerlendirilmiştir.
Namaz İslam'ın en yüce ibadetidir. 'Allah'a kulluğu yerine getirmede namazdan daha üstün bir ibadet yoktur.'
Namaz Kur'an’da sabah, akşam ve gündüzün iki ucu gibi ifadelerle üç vakte işaret edilmektedir.
Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: "Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler." (Âl-i İmrân, 191). Bu ayet, kulluğun sadece belirli vakitlere sıkıştırılmadığını, hayatın her anına yayılan bir bilinç olduğunu hatırlatır.
Bugün toplumda ibadet çoğu zaman belli kıstaslara indirgeniyor. Namaz vakitleriyle sınırlı bir kulluk anlayışı, Allah’ı hatırlamayı sadece belirli saatlere hapsediyor.
Kulluk, hayatın bütününe yayılan bir farkındalıktır.
"Ayakta iken, otururken, bir yere yaslanırken…"
Gündelik hayatın sıradan anlarında bile Allah’ı hatırlamak, insanı hem bireysel hem toplumsal olarak dönüştürür. Çünkü zikir sadece dil ile değil, kalp ve akıl ile yapılan bir hatırlamadır. Bu hatırlama, adaletli davranmayı, kul hakkına riayet etmeyi, merhameti ve sorumluluğu da beraberinde getirir.
Zikir, sadece tesbih çekmek değil; işini dürüst yapmak, komşusuna iyilik etmek, çevreye zarar vermemek, hak gözetmektir. Allah’ı hatırlamak, hayatın her alanında adalet ve vicdanla hareket etmektir.
Kısacası, kulluğun özü, Allah’ı sadece camide değil, sokakta, evde, işte, yani her yerde hatırlamaktır. Gerçek kulluk, hayatın her anında Allah’ın huzurunda olduğunu bilmekten geçer.



































Facebook Yorum
Yorum Yazın