Cinderella’nın hikâyesini sizlere yeniden anlatsam, eminim yüzünüzde hem tatlı bir sinir hem de sıcak bir gülümseme oluşurdu. Hepimiz biliyoruz ki bir perinin sihirli değneği bir şeyleri değiştirmeye yetiyorsa, neden yalnızca üzerimizdeki elbiseyi değiştirsin? Tüm hikâyeye artık farklı bir pencereden bakmanın zamanı gelmedi mi?
İşte tam da bu yüzden, sizi yeniden heyecanlandıracak, daha gerçekçi bir senaryoyla karşınıza çıkıyorum. Bridgerton’ın dördüncü sezonu, kalbimizi tekrar tekrar aşkla buluştururken; her sezon olduğu gibi bu sezonda da kendimizi farklı bir dünyanın içinde, o karakter oluyoruz.
Bu sezon, Luke Thompson’ın canlandırdığı Benedict karakterinin iç dünyasında yaşadığı kimlik çatışması ön plana çıkar. Ait olduğu dünyada kendini arayışı, ilgi duyduğu alan olan resme yönelmesi ve bu alanda ilerlemeye devam etmesi, karakterin bireysel yönünü görünür kılar. Bununla birlikte, kardeşi Anthony’nin yerine Vikont olması ve annesinin evlilik konusundaki baskıları, Benedict’in üstlendiği sorumlulukları ve karakterinin farklı yönlerini izleyiciye gösterir. Tüm bu unsurlar, izleyicinin karaktere daha fazla odaklanmasını sağlar.
Birinci bölümün adı “Vals”tir. Leydi Bridgerton bu bölümde bir maskeli balo düzenler. Kraliçenin baloya katılması, Leydi Bridgerton için büyük önem taşır; çünkü bu durum, balonun ev sahibinin kraliyet tarafından tasvip edildiğini gösterir. Baloya katılan bekarlar, evlenme niyetiyle oradadır. Bu nedenle Leydi Bridgerton için bekar ve çapkın oğlu Benedict’in de baloda bulunması son derece önemlidir.
Balo gecesi için herkes özenle hazırlanır. Bu hazırlıklar, izleyicinin henüz tanımadığı genç bir hanımefendiyi de kapsar. Benedict baloya adım attığında fısıldaşmalar başlar. Ancak Benedict’in dikkati, gözleri ve gülümsemesiyle adeta ışık saçan Sophie karakterine yönelir.
İlk dans, çoğumuzun beklediğinin aksine kalabalığın içinde gerçekleşmez. Sophie’nin dans etmeyi bilmemesi üzerine Benedict, onu gözlerden uzak bir yere götürür. Aralarındaki tatlı atışmalar ve sorular genellikle cevapsız kalır; Sophie, kendisiyle ilgili hiçbir şeyi Benedict’le paylaşmaz. Sonunda Benedict pes eder ve ona dans teklifinde bulunur. Her adımı dikkatlice gösterirken aralarındaki uyum, birbirlerine duydukları hayranlığı daha da güçlendirir. Özellikle gece yarısı geldiğinde Cinderella’mızın ilk öpücüğü, hepimizin kalbinde sıcak bir his bırakır. Cevapsız sorulardan geriye kalan ise yalnızca bir eldivendir. Bu sahne, bölümün en romantik ve akılda kalan anlarından biridir.
Ancak gece sona erdiğinde, Sophie’nin gerçek hayatı izleyiciye yavaş yavaş kendini gösterir. Sophie eve döndüğünde balo kıyafetlerini çıkarır ve yerine hizmetli kıyafetlerini giyer. Bu durum, onun evde bir çalışan olduğunu düşündürür; ancak gerçek, izleyiciye sunulandan çok daha farklıdır.
Yerin Ha’nın canlandırdığı Sophie Baek karakteri; yıllarca duygularını bastırmış, güven kırıklıklarıyla büyümüş, iyi eğitim almış, kitap okumayı seven ve aynı zamanda görünür olmaktan çekinen bir genç kadındır. Lord Penwood’un kızı olarak dünyaya gelse de, annesinin ölümünün ardından babasının yeniden evlenmesi aralarındaki bağı zayıflatır. Babası zamanla Sophie’ye bir evlat gibi değil, bir çalışan gibi davranmaya başlar. Ölümünde onu vasiyetine dahil etmemesi bir hayal kırıklığıdır. İç dünyasında bastırdığı duygular nedeniyle Sophie, aşkı bulduğunda bile ondan korkar.
Peki, Benedict resmettiği o kadını bulabilecek mi ?
Dizinin ikinci kısmı için 26 Şubat’ ta Netflix’ de buluşalım.
Gül YILMAZ
Haritalar Değişmeden Önce
Ali DENİZ
Abartı çağında yaşıyoruz
Hüseyin ZORKUN
Söyleyecek çok söz var ama..
Süheyl ÇOBANOĞLU (RUBASAM Başkanı)
Hocalı Soykırımı
Esma TURANBAYBURT
Helikopter Ebeveyn
Dr. Meryem ÇILDIR
Sahurda zamana karşı yarı uykulu direniş
Tamer ÇEVİK
Ölüm En Çok Fakire Yakışır
Ülkü REYHANİOĞLU
Vahşice Besleniyoruz