Adana... bir dönem hem de çok uzun bir dönem Bossa'sıyla, Milli Mensucat'ıyla, Güney Sanayi'siyle, Paktaş'ıyla, Akdeniz'iyle, Özbubucak'ıyla, Sasa'sıyla, Temsa'sıyla, Marsa'sıyla, Teksa'sıyla ve irili ufaklı onlarca, yirmilerce çırçırıyla genç Cumhuriyetin ekonomik kalbini besleyen en önemli bir kaç anadamar kentlerden biriydi. Kendi insanıyla birlik de doğu-batı-kuzey hinterland'ın da yer alan on, on beş kentin ocaklarını tüttüren, yuvalarını şenlendiren, evlere aş, iş, ekmek, ailelere sevgi ve bereket, bebelere süt gönderen, cam eksen meyveye duran bereketli toprakları vardı.
Çocukluk yıllarımızın efsunlu güzelliklerle bezenmiş asude şehri Adana kuzeyde yeni istasyonla birlikte son bulur ondan sonra daha da kuzeye doğru kanal köprü, telli dere, kurttepe ve yüzüncü yıla kadar uzanan bölge tamamen üzüm, incir bağları, erik, yeni dünya, badem ve salatalık bahçeleri ve karpuz bostanları ile "Firdevs" cennetinin ravzaları gibi uzar giderdi.
Uzun, ince narin yapılı palmiye ağaçlarının ve yazlık bahçe sinemalarının süslediği sessiz, tertemiz bulvarlar, enva-i türlü çiçeklerle bezeli meşhur Atatürk Parkı, Orhan Veli'nin, şiirlerinde "yaylım" dediği fayton arabalar son model mercedes'lerden daha alâ ve sağlıklı, Adanalıyı bir mahalleden bir mahalleye taşırdı.
Kentin burjuva mahallelerin de özellikle Gazipaşa Bulvarının sağı ve solun da, Vali Konağının karşısı, önü, arkası ve yanın da, her gün kıran kıran maç yaptığımız Valinin Sahasının dört bir tarafın da, Ziyapaşa Bulvarı ve Kurtuluş Mahallesin de zengin toprak ağası çifçilerin bir kaç dönümlük arsa içerisin de portakal, limon, greyfurt ağaçlarıyla dolu lavanta kokulu, yasemin kokulu villaları, konakları olurdu.
Ma'aile dahası mahalleli olarak gittiğimiz yazlık bahçe sinemaları vardı ki, kelimenin tam manasıyla ömre bedeldiler. Bir de kışlık sinemalar vardı, şimdi ki büyük postanenin yanında nezih bir sinema vardı kışlık alsaray sineması buraya usul, erkan bilen ekabil adamları alırlardı. Paçası bozuk yeni yetme bitirimlere yüz verilmez sinemaya almazlardı.
İlk mektep ve Orta Mektep yıllarımızda okuldan sonraki ilk adresimiz şimdi mezbelelik görünümündeki 5 ocak meydanının bankaya bakan kısmındaki Adana İl Halk Kütüphanesi idi. Orta Mektep hocalarımız (Tepebağ Orta Okulu) idealist adam gibi adam birer eğitim gönüllüsü Cumhuriyet aşığı emekçilerdi. Müdürümüz Kambur Memduh (Memduh kumbasar), Müzikçi Deli Müeyyet, Türkçe'ci Pis bacak Aysel, İngilizce'ci Sarı Nuran, Bedenci Churcil, Resim'ci Picasso Latif, Matematik'çi Bakkal Mahmut ve diğer elleri öpülesi güzel mi güzel, masalsı nadide insanlardı.
Çocukluğumuzun Adana Bitirimleri de bir başka idi. Asfalt Rıza, İnce Cumali, Çeçen Cumali, Karikatür Duran, Zambo, Köylü Mithat, Arap Mithat, Jilet Sami, Köşker Tevfik, Uçan Kale, Çifte Kafa Cabbar ve Dayı Memed (babam) hepsi birbirinden yiğit, haza kabadayı adam gibi adamlardı.
Adana... 1950' lili yıllardan itibaren uzun yıllar ekonomik nedenlerle, 1980 li yılların başı itibariyle de bölücü terör nedeniyle yoğun bir iç göçün muhatabı oldu. Kent estetiği, şehir planlaması ve habitat'ı açısından kontrol edilemeyen ve iyi yönetilemeyen iç göç dalgaları yıllar içerisin de kentin özgün demoğrafik yapısını ve habitat'ını derin bir biçimde bozdu. Öyle ki, bugün merkezin 2 milyonu aşkın kent nüfüsunun tamamına yakının da özgün kent aidiyet duygusu ve kentlilik bilinci bulunmamaktadır.
Bugün... kentin kuzeyinde ki, o güzelim cennet bahçelerini andıran üzüm, incir bağlarının yerini ucube heykeller gibi gökleri delen komşuluk ilişkilerini bitiren buz gibi, ruhsuz taş yığını apartmanlar aldı. "Burak"a biner gibi binip gezdiğimiz fayton arabalarının yerlerini kent merkezlerini savaş meydanlarına, arenaya çeviren, benzini yutan devasa arazi jeepleri ile son model yabancı katil arabalar aldı.Eskinin bağları, bahçeleri, özgün evleri ve geniş, sessiz bulvarları ile "mev'a" cennetini andıran o güzelim şehrin bugün özellikle kent merkezi (dörtyol ağzı - beş ocak meydanı) ve güneyi (güney Adana) estetik, görsellik ve modern şehircilikten uzak hormonlu ve obez bir halde bulunmaktadır.
Şehrin o, harbi demir bilekli mangal yürekli haza kabadayı adamlarının yerlerini nev zuhur çete, mafya katilleri, kenti sömüren şehir sırtlanları ve siyasetin kravatlı rantiyeci, kibar hırsız zübükleri aldı. Bu gün kentler yaşanabilir asude yerler olmaktan çıkıp rant kavgalarının kan döktüğü, can aldığı Antik Roma'nın İkonları Kolezyum'lara (Arena) dönmüştür.Kentin "o güzel diğerkam insanları güzel atlara binip gittiler". Onların yerine yaratılış gayesinden uzak, ne için yaratıldığının bilmez nobran, hodbin, yecüc mecüc gibi holigan bir nesil kenti teslim aldı. Kent, kendi özgün değer, doku ve markalarını yıllar içerisinde bir bir kaybetti. Kaybettiklerinin yerine onlara muadil bir değer üretemedi ve sürekli kan kaybetti.
Ruhunu kaybedip hevasını ilah edinen dünya metaı aşığı insan kendi ruhu ile birlikte kentlerin de ruhlarını öldürdü. Bu gün ise bu kadim kent ikbalden zillete düşmüş nadan bir mirasyedi gibi yeniden kendi küllerinden doğacak zümrüd-ü anka kuşu olmayı beklemektedir....
İsmail GÖKTÜRK
İkbalden zillete Adana..
Ülkü REYHANİOĞLU
Kendine geç kalmadan
Ali DENİZ
Artık kimse için hiç bir çabam yok, ki gerekte yok...
Özlem ERDOĞAN
Çoban Dede Türbesi İçler Acısı durumda
Av. Alev SEZEN
Çerçeve Yasanın Hukuki Ve Siyasi Açıdan Değerlendirmesi
Süheyl ÇOBANOĞLU (RUBASAM Başkanı)
Eğitim dilinin ana dilde olmasının bedeli
Gönül Sohbetleri
Gıybet Fil Eti Yemekle Eşdeğerdir (Mevlana Celalettin Rumi)