Yerel yönetim dediğimiz şey, kişisel bir mülk değil, kamuya ait bir teşekküldür. Orada oturan her başkan, halkın iradesiyle o koltuğa gelir ve halka eşit davranmakla yükümlüdür.
Ancak görüyoruz ki Adana Büyükşehir Belediyesi yöneticileri bu gerçeği cehaletin de etkisi ile kimi zaman unutulabiliyor.
Çukurova İnternet Gazetecileri Derneği (ÇİGDER) Yönetim Kurulu’nun yaptığı açıklama, aslında uzun süredir dillendirilen bir rahatsızlığı gün yüzüne çıkardı.
Yolsuzluk suçlamasıyla cezaevinde bulunan eski başkan Zeydan Karalar, içeriden mektuplarla mağdur edebiyatı yaparken; halefi Güngör Geçer de internet basınını yok saymayı tercih ediyor. Bu tavrı 'kişisel irade' diye açıklamak mümkün değil. Çünkü belediye babalarının malı değil, halkın ortak kurumudur.
Şimdi soruyorum: Allah’ın günü 5 para etmeyen icraatları ile doldurulmuş basın bülteni gönderip yayınlanmasını beklemek, arsızlık değil midir? Yüzsüzlük değil midir? Pişkinlik değil midir?
Basını yok saymak, görmezden gelmek, kamuoyunu tek taraflı bilgilendirmek hangi demokratik anlayışa sığar?
Adana’da basın, belediyenin kapısında bekleyen bir figüran değildir. Basın, halkın gözü kulağıdır. Belediyenin her adımını sorgulamak, her yanlışını dile getirmek, her doğrusunu da kamuya aktarmak zorundadır. Bu yüzden internet basınını yok saymak, aslında halkı yok saymaktır.
ÇİGDER’in açıklaması, sadece iki başkana değil, tüm yerel yöneticilere bir uyarıdır: Kamu kurumları şeffaf olmak zorundadır. Basını görmezden gelmek, halkı görmezden gelmektir.
Ve halkı görmezden gelen hiçbir yönetim, uzun süre ayakta kalamaz, eninde sonunda cehennem olup gitmeye mahkumdur.