Sevgili okur,
Uzun bir aradan sonra sizlerle yeniden bir araya gelmenin mutluluğunu yaşıyorum. Biliyorum, bir süredir yoktum. Bu yüzden hiçbir şey olmamış gibi davranarak yazmaya başlamak istemedim. Fazla uzatmadan, sizlere filmler hakkında yazmaya devam edeceğimin haberini vermek ve buralardan gitmediğimi söylemek istiyorum.
Buraları ve sizleri ne kadar özlediğimi bilin. Yeniden buluştuğumuz için çok mutluyum.
Film sektöründe hikâyelerin birbirine bu kadar benzediği bir dönemde, son zamanlarda en çok ses getiren yapımlardan biri olan Cinlerin Düğünü ile başlamak istiyorum. Yönetmenliğini ve senaristliğini Ferit Karahan’ın üstlendiği bu film, onun sinema kariyerindeki ilk dikkat çekici yapım değil. Karahan, Okul Tıraşı ve Cennetten Kovulmak filmleriyle de adından söz ettirmiş bir isim. Peki, bu filmin bu kadar ses getirmesinin sebebi ne?
Öncelikle oyuncu kadrosuna ve senaryosuna baktığımda film oldukça merak uyandırıyor. Başrollerinde Demet Özdemir, İlhan Şen, Kaan Yıldırım, Sarp Bozkurt ve daha birçok başarılı ismin yer aldığı yapım, yalnızca oyuncu kadrosuyla değil, anlattığı hikâyeyle de dikkat çekiyor.
Cinlerin Düğünü, yıllar sonra kız kardeşlerinin düğünü için köyde bir araya gelen kardeşlerin, geçmişten gelen sırlarla yüzleşmesini konu alıyor. Aile bağları, geçmişin izleri ve ortaya çıkan sırlar hikâyenin merkezinde yer alırken, fragmanıyla birlikte izleyicide güçlü bir merak duygusu uyandırıyor.
Fragmanı ilk izlediğimde, Cinlerin Düğünü isminden ve yarattığı atmosferden yola çıkarak Anadolu’da geçen klasik bir korku filmi izleyeceğimi düşündüm. Ancak fragman ilerledikçe, filmin izleyicide bilinçli olarak oluşturduğu bu korku beklentisinden uzaklaştığını fark ettim. Evet, ortada bir gizem var; fakat bu gizem bizi doğrudan doğaüstü bir korku anlatısına taşımıyor.
Aksine film, 'cin' kavramını yalnızca korku yaratmak için kullanılan bir unsur olmaktan çıkarıp daha sembolik bir noktaya taşıyor. Bu açıdan bakıldığında Cinlerin Düğünü, adının vaat ettiği korku hikâyesinden ziyade, Anadolu’da yaşayan bir ailenin geçmişiyle, sırlarıyla ve yaşadığı trajedilerle yüzleşmesini anlatıyor. Yönetmen Ferit Karahan’ın bir röportajında filmi 'korku filmi değil, bir aile trajedisi' olarak tanımlaması da fragmanı izlerken oluşan bu tür karşıtlığını oldukça anlamlı kılıyor.
Filmi yalnızca izlemeyeceğiz, sanki yaşayacağız hissi geliyor. Çünkü fragmanda oyunculuklar ve senaryo kadar Anadolu’nun insanını, doğasını ve taşıdığı kültürü de yakından göreceğimizi hissediyoruz. Filmin atmosferi, daha vizyona girmeden bile kendini hissettirmeye başlıyor. Belki de filmin henüz seyirciyle buluşmadan bu kadar dikkat çekmesinin nedenlerinden biri de tam olarak bu atmosfer.
Toronto Uluslararası Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan Cinlerin Düğünü, böylece uluslararası festival yolculuğuna da başlamış oldu. TIFF’in Oscar sezonunda dikkatle takip edilen festivallerden biri olması da filmin vizyon öncesinde neden bu kadar konuşulduğunu anlamak açısından önemli.
Ben filmi gerçekten merak ediyorum. Üstelik yalnızca yarattığı ses nedeniyle değil; filmin adı, fragmanı ve anlattığı konu arasında kurulan zıtlık, Cinlerin Düğünü’nü izlemek adına benim için en büyük merak unsurlarından biri. Adıyla ve yarattığı atmosferle korku türünü çağrıştırırken, fragmandan edindiğim izlenim filmin merkezine bir aile trajedisini yerleştirdiğini düşündürüyor. Filmi izlediğimde bu zıtlığın nasıl bir karşılık bulacağını görmek ise benim için en dikkat çekici noktalardan biri.
Cinlerin Düğünü, Türkiye’de 30 Ekim’de vizyona girecek. Şimdilik fragmanla sınırlı olan bu merakımın, filmi izledikten sonra nasıl bir karşılık bulacağını görmek için o günü sabırsızlıkla bekliyorum.
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Mutlu kalmayı unutmayın.
Sultan YAŞAT
“Cinlerin Düğünü” Toronto Film Festivali’nde: Korku mu, Aile Trajedisi mi?
Ali DENİZ
İnanmak..?
Memleketin Sesi -Sevim AĞAMULLA
(Ba'de harâbi'l-Basra)
Orhan ERGEZER
Harran’daki KPSS Olayı
İsmail GÖKTÜRK
İkbalden zillete Adana..
Ülkü REYHANİOĞLU
Kendine geç kalmadan
Özlem ERDOĞAN
Çoban Dede Türbesi İçler Acısı durumda
Av. Alev SEZEN
Çerçeve Yasanın Hukuki Ve Siyasi Açıdan Değerlendirmesi
Süheyl ÇOBANOĞLU (RUBASAM Başkanı)
Eğitim dilinin ana dilde olmasının bedeli