Çukurova Belediyesi’ne yönelik soruşturma, yalnızca bir belediyenin ihale ve ödeme süreçlerini değil, siyasetin hesap verme anlayışını da tartışmaya açtı. Üstelik dosyada, bir dönem aynı siyasi çatı altında bulunmuş, ardından yolları ayrılmış iki belediye başkanının isimleri yan yana geliyor: mevcut başkan Emrah Kozay ve eski başkan Soner Çetin.
Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, belediyenin ihale ve doğrudan temin işlemlerinde usulsüzlük yapıldığı, belediyeden iş alan yüklenicilerin hakediş ödemeleri karşılığında rüşvet alındığı ve bazı personelin fiilen işe gitmediği hâlde maaş aldığı iddiaları gündeme geldi.
Soruşturma kapsamında 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma', 'rüşvet', 'nitelikli dolandırıcılık' ve 'ihaleye fesat karıştırma' suçlamaları yöneltiliyor.
22 Ekim 2026 itibarıyla, aralarında Kozay ve Çetin’in de bulunduğu 49 şüphelinin adliyeye sevk edildiği ve sonrasında gelen tutuklamalar.. Bunlar soruşturma kapsamında ileri sürülen iddialardır; suçluluk kararı anlamına gelmez.
Ancak meselenin siyasi ağırlığı, yalnızca soruşturmanın kapsamından kaynaklanmıyor. Asıl dikkat çekici olan, geçmişte birbirinden ayrışan siyasi güzergâhların bugün aynı dosyanın çevresinde kesişmesi ve bunun siyasi sorumluluk bakımından doğurduğu sorular.
Çünkü siyaset, yalnızca rakiplerin hatalarını teşhir ederken değil, kendi kadroları ve kendi geçmişi söz konusu olduğunda da aynı ölçüyü uygulayabildiği zaman inandırıcıdır.
AYNI PARTİDEN AYRI YOLLARA, AYNI SORUŞTURMANIN GÖLGESİNE
Soner Çetin, 2014 ve 2019 yerel seçimlerinde CHP’den Çukurova Belediye Başkanı seçildi. 2024 seçimleri öncesinde yeniden aday gösterilmemesinin ardından CHP’den ayrılarak İYİ Parti’den aday oldu; ancak seçimi kazanamadı. Daha sonra CHP Genel Sekreter Yardımcılığı görevine getirildiği bildirildi.
Emrah Kozay ise 2024 yerel seçimlerinde CHP adayı olarak Çukurova Belediye Başkanlığına seçildi. Böylece Çukurova’nın siyasi yönetiminde bir dönem değişimi yaşandı. Bugün ise iki isim, belediyeye yönelik soruşturma çerçevesinde kamuoyunun gündeminde.
Bu tablo, tek başına herhangi bir kişinin suçlu olduğunu göstermez. Fakat siyasetin hafızasını ve hesap verme standartlarını sınayan bir durum ortaya çıkarır.
Bir dönem aynı partinin temsilcisi olan, ardından siyasi rekabet yaşayan ve farklı tercihlerde bulunan isimler söz konusu olduğunda, kamuoyu doğal olarak şu soruyu sorar: Siyasi değerlendirmeler kişilere göre mi değişiyor, yoksa herkes için geçerli ortak ilkeler mi var?
Bu sorunun yanıtı, yalnızca soruşturmanın sonucunda değil, siyasi aktörlerin bugün göstereceği tutumda da saklıdır.
GEÇMİŞİN DOSYALARI, BUGÜNÜN SORULARI
Çukurova’daki bugünkü soruşturmayı değerlendirirken belediyenin geçmişindeki yargı süreçlerini de hatırlamak gerekiyor. Çünkü ilçedeki imar işlemleriyle ilgili tartışmalar, 2026’da gündeme gelen yeni soruşturmayla başlamadı.
Soner Çetin’in belediye başkanlığı döneminde başkan yardımcılığı yapan Ali Arslanlıoğlu, 2023 yılında Seyhan ve Çukurova belediyelerindeki imar usulsüzlüğü, rüşvet ve resmî belgede sahtecilik iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında tutuklanan isimler arasındaydı. Bu dosyada görülen davada Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 3 Nisan 2026 tarihli kararıyla Arslanlıoğlu’nu 7 yıl 13 gün hapis cezasına çarptırdı. Mahkemenin gerekçeli kararına ilişkin haberlerde, inşaat ruhsatı ve iskân işlemleriyle bağlantılı bağımsız bölüm devirleri de mahkûmiyet gerekçeleri arasında aktarıldı.
Burada hukuki ayrımı korumak zorundayız: Söz konusu karar, ilk derece mahkemesinin verdiği bir mahkûmiyet kararıdır. Kararın kesinleşme durumu ayrıca doğrulanmadan kesinleşmiş hüküm olarak sunulmamalıdır. Dahası, bir belediye başkan yardımcısı hakkında verilen mahkûmiyet, dönemin belediye başkanının aynı suçlardan sorumlu olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz.
Fakat ceza sorumluluğu ile siyasi ve idari sorumluluk aynı şey değildir.
Bir belediyede imar gibi kamu yararını doğrudan ilgilendiren bir alanda ciddi usulsüzlük iddiaları yargıya taşınmış ve bazı görevliler hakkında mahkûmiyet kararları verilmişse, yönetim ve denetim mekanizmalarının nasıl işlediği de sorgulanmalıdır. Hangi denetimler yapıldı? Uyarılar dikkate alındı mı? Yetki ve sorumluluk zinciri nasıl işletildi? Kurum içindeki denetim mekanizmaları neden yeterli olmadı?
Bunlar bir kişiyi peşinen suçlu ilan eden sorular değil, kamu yönetiminin işleyişini anlamaya yönelik meşru sorulardır.
Üstelik geçmişteki dosyalarla bugünkü soruşturmayı birbirine karıştırmamak gerekir. 2021’de belediyeyi zarara uğrattığı iddiasıyla gündeme gelen dosya, 2023’teki imar ve rüşvet soruşturması ve 2026’da ihale, doğrudan temin ve hakediş işlemlerine ilişkin yürütülen yeni soruşturma, ayrı hukuki süreçlerdir. Bir dosyadaki iddia veya karar, diğer dosyanın kanıtı gibi kullanılamaz.
Bununla birlikte, birbirinden ayrı süreçlerin aynı belediyenin yönetim geçmişinde gündeme gelmesi, kurumsal denetimin yeterliliği hakkında daha kapsamlı sorular sormayı gerekli kılar.
Asıl mesele, geçmişteki bir mahkûmiyeti bugünkü soruşturmanın kanıtı gibi kullanmak değil; benzer sorunların tekrar ortaya çıkmasını önlemesi gereken mekanizmaların ne ölçüde çalıştığını sorgulamaktır.
Siyasi sorumluluk tam da burada başlar.
“ARINACAĞIZ” SÖZÜNÜN GERÇEK SINAVI
Siyasette arınma söylemi güçlüdür. Yolsuzluğa karşı mücadele, hesap verebilirlik ve kamu kaynaklarını koruma vaadi toplumda karşılık bulur. Fakat bir söylemin değeri, rakipler hakkında kullanıldığında değil, kişinin kendi siyasi çevresine uygulandığında anlaşılır.
Eğer bir siyasi hareket, hesap sorulması gerektiğini savunuyorsa bu ilke yalnızca karşıtlarına yönelik işletilemez. Aynı ölçü, kendi dönemlerinde görev yapan yöneticiler ve kendi kadrolarından yükselen isimler için de geçerli olmalıdır.
Burada sorulması gereken, bir kişinin geçmişte hangi partide bulunduğundan çok, bugün hangi ilkelere bağlı kaldığıdır.
Siyasi aidiyet, hukuki incelemenin önüne geçmemelidir. Parti değişikliği, geçmişteki sorumlulukları ortadan kaldırmaz; parti içinde görev almak da kişiyi eleştiriden muaf tutmaz. Aynı şekilde, bir kişinin siyasi geçmişi de tek başına suçluluğunun kanıtı sayılamaz.
Tutarlı bir hesap verebilirlik anlayışı, hem masumiyet karinesini korumayı hem de kamu görevinden kaynaklanan sorumlulukları ciddiyetle sorgulamayı gerektirir.
Bir siyasetçi, kendisine yöneltilen iddialar karşısında hukuki sürecin tamamlanmasını bekleme hakkına sahiptir. Kamuoyu da soruşturmanın dayanakları, belediyenin karar süreçleri ve idari denetimin nasıl işlediği hakkında açık, somut ve denetlenebilir açıklamalar bekleme hakkına sahiptir.
Bunlar birbirine zıt değildir.
BİR BELEDİYE BAŞKANININ SORUMLULUĞU NEREDE BAŞLAR?
Belediye başkanının her işlemden haberdar olduğu varsayılamaz. Büyük bir kurumda çok sayıda birim, imza yetkisi ve idari sorumluluk zinciri bulunur. Hukuk, her yöneticiyi kurumunda gerçekleşen her işlemden otomatik olarak sorumlu tutmaz.
Ancak bu gerçek, yöneticilerin hesap verme yükümlülüğünü de ortadan kaldırmaz.
Bir belediye başkanının siyasi ve idari sorumluluğu; görev dağılımının nasıl yapıldığı, denetim mekanizmalarının nasıl kurulduğu, uyarıların nasıl değerlendirildiği ve kamu kaynaklarının korunması için hangi önlemlerin alındığı üzerinden incelenebilir.
Ceza sorumluluğu somut delillere ve kişisel fiillere dayanır. Siyasi sorumluluk ise daha geniş bir alana uzanır: Kurumun nasıl yönetildiği, kamu güveninin nasıl korunduğu ve ortaya çıkan sorunlara karşı nasıl bir tutum alındığı.
Bu nedenle bugünkü soruşturmanın yalnızca gözaltına alınan isimler üzerinden tartışılması yeterli değildir. İddiaların dayanağı olan ihale ve doğrudan temin belgeleri, bilirkişi incelemeleri, ödeme süreçleri ve belediyenin denetim yapısı da kamuoyunun anlayabileceği ölçüde açıklığa kavuşmalıdır. Elbette soruşturmanın gizliliğini ve kişilerin hukuki haklarını ihlal etmeden.
Kamu yönetiminde şeffaflık, yargının yerine geçmek değildir. Yargının görevini yapabilmesi için gerekli koşullardan biri de kurumların hesap verebilir olmasıdır.
İKİ KAPI, TEK ÖLÇÜ
Çukurova’da bugün iki ayrı dönem, iki ayrı siyasi güzergâh ve birbirinden farklı dosyalar tartışılıyor. Bir tarafta mevcut yönetim, diğer tarafta geçmiş yönetim var. Fakat kamu yararı bakımından ölçü aynı olmalı.
Bir yönetimin döneminde yaşananlar, sonraki yönetimi otomatik olarak suçlu yapmaz. Önceki dönemde görev yapan bir bürokratın mahkûmiyeti, eski belediye başkanının suçlu olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz. Bugünkü soruşturma da adı geçen kişilerin suçluluğu kesinleşmiş gibi sunulamaz.
Buna karşılık, hukuki sorumluluğun kişiselliği ilkesi siyasi hesap verebilirlikten kaçmanın bahanesi de olamaz. Her yönetim kendi dönemindeki kararları, görevlendirmeleri, denetimleri ve kamu kaynaklarının kullanımı hakkında açıklama yapabilmelidir.
Siyasetin asıl sınavı, kendi çevresindeki isimler söz konusu olduğunda da aynı açıklık ve kararlılığı gösterebilmektir.
Çünkü kamu görevi, yalnızca yetki kullanma hakkı değil, o yetkinin nasıl kullanıldığını açıklama yükümlülüğüdür.
SON SÖZ: ARINMA SÖYLEMLE DEĞİL, AYNI ÖLÇÜYLE MÜMKÜN
Çukurova dosyası hakkında nihai hükmü verecek olan yargıdır. Soruşturmanın sonucunu peşinen ilan etmek, iddiaları kesinleşmiş gerçekler gibi sunmak veya herhangi bir kişiyi delilsiz biçimde suçlamak ne hukuka ne de kamu yararına hizmet eder.
Fakat yargı sürecini beklemek, siyasi sorumluluk üzerine soru sormayı ertelemek anlamına da gelmez.
Asıl mesele, bugün kimin gözaltına alındığından daha büyüktür. Mesele, kamu gücünün nasıl kullanıldığı, denetim mekanizmalarının neden ve nasıl işlediği, geçmişteki sorunlardan hangi derslerin çıkarıldığı ve aynı ilkelerin bütün siyasi aktörlere uygulanıp uygulanmadığıdır.
“Arınacağız” demek kolaydır. Zor olan, arınma ilkesini kendi siyasi geçmişine, kendi kadrolarına ve kendi kararlarına da uygulamaktır.
Eğer hesap verebilirlik gerçekten bir ilkeyse, yalnızca rakiplerin kapısını çalmamalıdır. Kendi kapısını da açmalıdır.
Çünkü adalet, yalnızca başkalarından hesap sorulduğunda değil, herkes için aynı ölçü uygulandığında anlam kazanır.
Çukurova’da bugün yanıt bekleyen soru budur: Hesap verme çağrısı, siyasi sınırlar değiştiğinde de aynı kararlılıkla sürdürülecek mi; yoksa arınma söylemi, yalnızca başkalarının kapısına yöneltilen bir çağrı olarak mı kalacak?

