Bir füze düştüğünde herkes görür.
Bir şehir bombalandığında manşetler değişir.
Ama bazen medeniyetleri yıkan şey, ne patlama sesi çıkarır ne de televizyon ekranlarında canlı yayın olur.
Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu asıl tehlike belki de tam olarak bu.
Sessizce ilerleyen bir gıda savaşı.
Birleşmiş Milletler bünyesinde görev yapan Jorge Moreira da Silva’nın son açıklaması sıradan bir diplomatik uyarı olarak düşünülmez. Çünkü Silva’nın işaret ettiği tablo, yalnızca Orta Doğu’daki savaşın ekonomik etkileriyle ilgili değil; doğrudan insanlığın gıda güvenliğiyle ilgili.
Ve kullanılan ifadeler dikkat çekici derecede sert.
Silva’ya göre, Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen gübre ve tarımsal ham madde sevkiyatındaki aksaklıklar devam ederse, dünya birkaç hafta içinde ağır sonuçlarla karşılaşabilir. Daha da çarpıcısı, yaklaşık 45 milyon insanın daha açlık riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısı yapılıyor.
Bu sayı sıradan bir istatistik değil.
Bu; ülkelerin istikrarsızlaşması, göç dalgalarının büyümesi, toplumsal öfkenin yükselmesi ve yeni krizlerin tetiklenmesi anlamına geliyor.
Çünkü modern dünyada açlık yalnızca insani bir mesele değildir; aynı zamanda siyasi ve jeopolitik bir kırılmadır.
Dünyanın Görünmeyen Damarı
Uzun yıllardır Hürmüz Boğazı denildiğinde akla petrol geliyor. Ancak bugün ortaya çıkan gerçek çok daha kritik. Dünya yalnızca enerjiye değil, gübreye de bağımlı.
Amonyak, üre, fosfat, potasyum…
Teknik terimler gibi duyulabilirler. Oysa modern tarımın omurgası tam olarak bunlardan oluşuyor. Toprak artık tek başına üretmiyor; kimyasal destek olmadan verim ciddi biçimde düşüyor.
Başka bir ifadeyle gübre akışı durursa, birkaç ay sonra gıda zinciri kırılmaya başlar.
Silva’nın özellikle vurguladığı nokta da bu. Tarımın sanayi gibi ertelenebilir bir sektör olmadığını açık biçimde söylüyor. Çünkü tarımın bir mevsimsel takvimi var. Ekim zamanı kaçırıldığında, bunun telafisi fabrikalarda olduğu gibi fazla mesaiyle yapılamıyor.
Doğa beklemiyor.
Özellikle Afrika’daki üretim sezonuna dikkat çekilmesi bu yüzden tesadüf değil. Sevkiyatlardaki birkaç haftalık gecikme bile milyonlarca insanın gelecekteki gıda erişimini doğrudan etkileyebilir.
Asıl Kriz Raflarda Başlar
Modern toplumlar savaşın etkisini genellikle cephede arıyor. Oysa tarih bize başka bir şey söylüyor. Toplumlar çoğu zaman kurşunla değil, boşalan raflarla sarsılır.
2007–2008 küresel gıda krizinde yükselen fiyatlar birçok ülkede ciddi sosyal hareketlere neden olmuştu. Arap Baharı’nın arka planında da yalnızca siyasi baskılar değil, artan gıda fiyatları ve ekonomik çaresizlik vardı.
Çünkü açlık, teorik bir kriz değildir.
İnsanlar ideolojileri tartışabilir.
Ama çocuklarının aç kalmasını tartışmaz.
İşte bu yüzden gübre krizi yalnızca tarımsal bir problem değil; doğrudan küresel güvenlik meselesidir.
Küreselleşmenin Çatlayan Maskesi
Belki de en dikkat çekici nokta şu.
Küreselleşme yıllarca dünyaya sınırsız ticaret ve kesintisiz tedarik vaadinde bulundu. Fakat kriz anlarında her devlet aynı refleksi gösteriyor…Önce kendi stokunu korumak.
Bugün birçok ülke gıda ve gübre ihracatına çeşitli kısıtlamalar getiriyor. Serbest piyasa söylemleri yerini sessiz bir ekonomik milliyetçiliğe bırakıyor.
Çünkü hiçbir hükümet, boş market raflarının yarattığı toplumsal öfkeye uzun süre dayanamaz.
Ve belki de dünya yeni bir gerçeği kabullenmek zorunda.
21. yüzyılın en büyük stratejik silahı yalnızca enerji değil; gıda olacak.
Petrol krizleri ekonomileri sarsar.
Ama gıda krizleri toplumları çözer.
“Birkaç Haftamız Kaldı”
Silva’nın açıklamasındaki en ürkütücü bölüm belki de buydu.
Birkaç hafta…
Diplomasi dilinde bu tür ifadeler kolay kullanılmaz. Çünkü bu, sorunun gelecekte değil; neredeyse şimdi başlayabileceği anlamına gelir.
Bugün limanlarda yaşanan aksama, yarının hasadını etkiliyor.
Bugün geciken bir sevkiyat, aylar sonra milyonlarca sofrada eksik lokma olarak geri dönüyor.
Modern dünya teknolojik olarak büyüdü ama aynı zamanda hiç olmadığı kadar kırılgan hale geldi. Tek bir boğazdaki kriz, kıtalar boyunca açlık riskini tetikleyebiliyor.
İşte asıl mesele burada.
İnsanlık artık savaşın sadece cephede yaşandığı bir çağda değil.
Yeni savaşın hedefi doğrudan toplumların yaşam damarları.
Ve bazen bir medeniyet, Hititler gibi bombalarla değil; zamanında ulaşmayan birkaç gemiyle sarsılır.
Orhan ERGEZER
Gübre Krizi Kapıda mı?
Sultan ÇAPAR
Bir Mektup: İçimde Kalan Tüm Teşekkürler
Süheyl ÇOBANOĞLU (RUBASAM Başkanı)
Ermeni İftiraları
ŞİKAYETİNİ BANA ANLAT
Lider Koleji Hakkındaki Şikayetler
Ülkü REYHANİOĞLU
Uluslararası İşbirliği Kalkınma Vakfı (UİKV)
İsmail GÖKTÜRK
Cennetin Çocukları Gibiydik
Bilenle Bilmeyen Bir Olur mu - Ceylan CENGİZ
Kamu Görevlisinin Özel Hayatı İzlenebilir mi, Sahi kimdir bu adamlar
Tamer ÇEVİK
Yaş Ayrımcılığı
Ali DENİZ
Anılarınla Barışırsan Özgürleşirsin
Azmi ERTAN
Mustafa Tuncel'i Bir de Benden Dinleyin