"Kişilere dayalı güven kırılgandır; sistemlere dayalı güven ise kaçınılmaz olarak ayakta kalır."
Bir toplumun en temel yanılgısı şudur: Güvenin, iyi insanların varlığıyla sürdürülebileceğini sanmak.
Oysa tarih bunun tersini tekrar tekrar gösterir. Güven, kişilerin karakterine yaslandığında büyümez; sadece ertelenmiş bir kırılganlık üretir. Çünkü insan değişkendir. Niyet değişir. Koşullar değişir. Yorgunluk, hata ve yanlış karar ihtimali değişmez.
Bu yüzden mesele hiçbir zaman 'kim iyi' sorusu değildir. Asıl soru 'hangi yapı, iyi olmayan ihtimallere rağmen çalışmaya devam edebilir' sorusudur.
Bugün Haluk Levent etrafında oluşan tartışma da bu yapısal gerilimin küçük bir örneğidir. Görünürde bir açıklama vardır; içerikte ise iyi niyet, fedakârlık, geçmiş krizler, sağlık sorunları, yardım faaliyetleri ve gelecek projeleri sıralanır.
Fakat güven krizleri hiçbir zaman niyetle çözülmez.
Çünkü güven, niyetle üretilen bir duygu değil; sistemle üretilen bir sonuçtur.
Buradaki temel kopuş şudur: Kişisel anlatı ikna eder, ama kurumsal yapı güven üretir. İkisi aynı şey değildir.
İnsan zihni kurumları soyut yapılar olarak değil, temsil eden kişiler üzerinden okur. Bu yüzden bir isim etrafında büyüyen her yapı, başlangıçta hızlı güven üretir. Ama bu hızın bedeli vardır: Güven, kişiye bağlandığı ölçüde kırılganlaşır.
Ve kırılganlık, er ya da geç görünür hale gelir.
Bu nedenle mesele bir kişinin açıklaması değildir. Mesele, açıklamanın neden tek bir kişi etrafında anlam kazandığıdır.
Burada Türkiye’ye özgü bir model ortaya çıkar: Kurumlar, bağımsız mekanizmalar olarak değil, kişisel itibara yaslanan yapılar olarak büyür. Bu model kısa vadede etkili görünür, çünkü güven hızlı oluşur. Ancak uzun vadede aynı yapı, kurucusunun gölgesine bağımlı hale gelir.
Ve gölge kaybolduğunda, yapı da yönünü kaybeder.
Bu sadece bir iletişim problemi değildir; bir mimari sorundur.
Modern kurumların ayakta kalmasını sağlayan şey, kurucularının erdemi değil; kurucularından bağımsız çalışabilme kapasitesidir. Çünkü kurumsal sistemler, insan zaafını istisna değil, veri olarak kabul eder.
İnsan hata yapar.
İnsan yanlış hesaplar.
İnsan baskı altında karar değiştirir.
Bu nedenle güçlü sistemler, insanın mükemmel olmasını beklemez; insanın kusurlu olacağını varsayar.
Bu varsayım değişmediği sürece, güven sürdürülebilir hale gelir.
Değişmediğinde ise kaçınılmaz sonuç ortaya çıkar: Güven kişiye bağlandıkça büyür, ama aynı anda kırılganlaşır.
Ve kırılgan güven, eninde sonunda kırılır.
Bu nedenle asıl tartışma ne Haluk Levent'tir ne de herhangi bir başka isim.
Asıl tartışma, bir toplumun güven üretim modelidir.
Çünkü güveni kişilere emanet eden toplumlar, iyi zamanlarda istikrar üretir; kötü zamanlarda ise ani kırılmalar yaşar.
Sistemlere dayalı güven üreten toplumlar ise tam tersini yapar: bireyler değişse bile yapı ayakta kalır.
Buradaki fark ahlaki değil, yapısaldır.
Ve yapısal olan şey, kişisel iyi niyetle değişmez.
Bu yüzden en temel gerçek şudur:
Kişilere dayalı güven kırılgandır; çünkü insan değişir.
Sistemlere dayalı güven kalıcıdır; çünkü insan değişse bile sistemi taşıyan kurallar kalır.
Ali DENİZ
"Sabrın bir zeka biçimi olduğunu öğrendim"
Orhan ERGEZER
Güven Kişiye Dayalı Olursa Çöker
Buket ÇOKAN
Kadersel Eşin İmzası: Astrolojide Juno Asteroidi
Nedim BAYAR
Davet Kültürü Gerçek Dostluğun En Önemi Göstergesidir
Neslihan KOZ
Talihsiz Adanam
İsmail GÖKTÜRK
Biz Ne Güzel Çocuklardık
Süheyl ÇOBANOĞLU (RUBASAM Başkanı)
Özlem ERDOĞAN
Kronos