Bir zamanlar savaş dediğimiz şeyin sesi vardı. Tank paletleri, uçak gürültüsü, patlayan mühimmat… Şimdi ise daha sinsi, daha derinden işleyen bir evreye girdik. Ses yok. Duman yok. Ama etkisi çok daha kalıcı; sofraya uzanan bir savaş bu.
Enerjiden sonra sıra gübreye geldi. Ve bu bir tesadüf değil.
Modern tarım, romantik anlatıların aksine doğayla uyumlu bir masal değildir. Aksine, hassas bir kimyasal denklemdir. Azot, fosfor ve potasyum… Bu üçlü olmadan toprağın verimi çöker. Yani mesele artık toprak var mı? sorusu değil; toprağı besleyecek kimya var mı? sorusudur.
Tam da bu noktada, Rusya ve Çin devreye giriyor.
Biri enerji ve hammaddeyle, diğeri üretim ve ihracat kapasitesiyle…
İki aktör de son dönemde gübre bileşenlerine yönelik ihracat kısıtlamalarıyla dikkat çekiyor. Amonyum nitrat, fosfat, potasyum… Bunlar teknik terimler gibi görünebilir. Oysa gerçekte bunlar, küresel gıda zincirinin görünmeyen sinir uçlarıdır.
Bu hamleleri ticari düzenleme diye okumak, satranç tahtasına dama taşı gözüyle bakmaktır. Burada yapılan şey, arzı daraltarak etki alanını genişletme stratejisidir. Enerji krizinde gördüğümüz mekanizma, şimdi tarımın kalbine doğru ilerliyor.
Zincir basit ama acımasız.
Gübre azalır, verim düşer, üretim daralır, fiyatlar yükselir, toplumsal gerilim artar.
Bu bir teori değil, yaşanmış bir süreçtir. 2007–2008 World Food Price Crisis sırasında tahıl fiyatları sert biçimde yükselmiş, birçok ülkede sokak hareketleri başlamıştı. Benzer bir dalga, Arap Baharı sürecinde de kendini gösterdi. İnsanlar ideolojik sloganlarla değil, boşalan mutfak raflarıyla sokağa çıkar.
Bugün yaşananların kritik yanı zamanlamasında gizli. Tarım takvimi, sanayi üretimi gibi esnek değildir. Ekim dönemi kaçırıldığında telafisi yoktur. Bu yüzden gübreye yönelik her kısıtlama, gecikmeli ama kaçınılmaz bir etki üretir. Bugün alınan kararlar, yarının hasadını belirler.
Peki kim kırılgan?
Cevap rahatsız edici derecede net; gübrede dışa bağımlı ülkeler. Yani kendi toprağı olsa bile onu besleyecek girdiyi ithal etmek zorunda olanlar. Bu tabloya bakınca, mesele yalnızca ekonomik değil; doğrudan stratejik bir bağımlılık sorunu olarak karşımıza çıkıyor.
İşin daha çarpıcı tarafı ise Küreselleşmenin en güçlü olduğu alanlardan biri olan tarım ticareti, yavaş yavaş içe kapanıyor. World Trade Organization verileri, son yıllarda gıda ve gübre ihracatına getirilen kısıtlamaların arttığını gösteriyor. Devletler artık piyasaya değil, kendi stoklarına güvenme eğiliminde.
Bu noktada bir eşiğin aşıldığını kabul etmek gerekiyor. Gıda, klasik anlamda bir ticaret kalemi olmaktan çıkıyor. Yerini, jeopolitik bir enstrümana bırakıyor. Nasıl ki petrol 20. yüzyılın kaderini belirlediyse, gıda da 21. yüzyılın belirleyici gücü olmaya aday.
Sonuç olarak ortada bir test yok. Daha doğrusu, bu yalnızca bir test değil. Bu, küresel sistemin nereden kırılacağını ölçen bir basınç uygulaması. Ve Kırılma başladığında, en çok hazırlıksız olanlar bedel öder.
Sessiz savaşlar, en geç fark edilenlerdir. Ama genellikle en derin izleri de onlar bırakır.
Orhan ERGEZER
Gübre Krizi Kapıda mı?
Sultan ÇAPAR
Bir Mektup: İçimde Kalan Tüm Teşekkürler
Süheyl ÇOBANOĞLU (RUBASAM Başkanı)
Ermeni İftiraları
ŞİKAYETİNİ BANA ANLAT
Lider Koleji Hakkındaki Şikayetler
Ülkü REYHANİOĞLU
Uluslararası İşbirliği Kalkınma Vakfı (UİKV)
İsmail GÖKTÜRK
Cennetin Çocukları Gibiydik
Bilenle Bilmeyen Bir Olur mu - Ceylan CENGİZ
Kamu Görevlisinin Özel Hayatı İzlenebilir mi, Sahi kimdir bu adamlar
Tamer ÇEVİK
Yaş Ayrımcılığı
Ali DENİZ
Anılarınla Barışırsan Özgürleşirsin
Azmi ERTAN
Mustafa Tuncel'i Bir de Benden Dinleyin