Kelimelerle Başlayan Tasfiye: “Kurtuluş Savaşı”ndan Kim Rahatsız?

Orhan ERGEZER

07-07-2026 12:36

Bazı tartışmalar vardır; mesele yalnızca bir müfredat değişikliği değildir. Bir milletin hafızasına hangi kelimenin yazılacağı, hangisinin silineceği üzerine yürür. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, “Kurtuluş Savaşı” kavramının yeni müfredatta yer almayacağını söylerken kullandığı şu ifade de tam olarak böylesi bir tartışmanın kapısını aralıyor:

“Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı.”

Sorunun kendisi bile tarihsel zemini kaydırıyor. Çünkü mesele Osmanlı’nın büyüklüğü değildir. Mesele, o büyük imparatorluğun son yıllarında nasıl bir siyasal ve askerî tabloyla karşı karşıya kaldığıdır.

Hiçbir ciddi tarihçi, 1918 sonrasındaki Osmanlı Devleti’nin tam anlamıyla egemen bir güç olduğunu iddia etmez. Mondros Mütarekesi ile ordusu dağıtıldı, kritik ulaşım ve iletişim hatları denetim altına alındı. Ardından İstanbul’un İşgali gerçekleşti. Anadolu’nun birçok bölgesi yabancı ordular tarafından işgal edildi. İzmir’e çıkan Yunan kuvvetleri yalnızca bir liman kentine değil, Anadolu’nun geleceğine yürüdü.

O hâlde soruyu doğru soralım:

Neyden kurtulduk?

İşgallerden kurtulduk.

Parçalanmaktan kurtulduk.

Sevr Antlaşması ile dayatılan paylaşım planından kurtulduk.

Siyasi iradesini kaybetmiş bir devlet görünümünden kurtulduk.

Kurtuluş kelimesi, Osmanlı’yı küçümsemek için değil; işgal altındaki bir vatanın yeniden bağımsızlığını kazanmasını ifade ettiği için kullanılır.

Üstelik Osmanlı ile Türk Kurtuluş Savaşı birbirinin alternatifi değildir. Biri yüzyıllar boyunca varlık göstermiş bir imparatorluğun son perdesidir; diğeri ise bağımsız bir devletin doğuş mücadelesidir. Tarih bilimi bu iki dönemi birbirine düşman ederek değil, sebep-sonuç ilişkisi içinde inceler. Osmanlı’nın ihtişamını anlatmak başka şeydir; son dönemindeki çözülmeyi inkâr etmek bambaşka bir şeydir.

Asıl dikkat edilmesi gereken nokta…

Tarih, önce kavramlar üzerinden dönüştürülür. Bir kavramı silerseniz, zamanla o kavramın anlattığı hakikati de tartışmalı hâle getirirsiniz.

O zaman aynı mantığı sonuna kadar götürelim.

Madem Kurtuluş Savaşı ifadesi rahatsızlık veriyor, öyleyse hafızayı bütünüyle budayalım. Önce Kurtuluş Savaşını müfredattan çıkaralım. Ardından 19 Mayıs’ın adını değiştirelim, 30 Ağustos’u sıradan bir askerî başarıya indirgemeye çalışalım, 23 Nisan’ın ulusal egemenlik vurgusunu törpüleyelim, 29 Ekim’i ise yalnızca takvimde yer alan resmî bir tatil olarak bırakalım. Hafızayı inşa eden bütün kavramları birer birer aşındıralım ki gelecek kuşaklar aynı tarih etrafında birleşecek ortak bir dil, ortak bir bilinç ve ortak bir aidiyet bulamasın.

Elbette bu, ironidir.

Çünkü milletleri ayakta tutan yalnızca sınırlar değildir; ortak hafızalarıdır. O hafızanın taşıyıcı sütunları da tarihî kavramlar, millî günler ve ortak sembollerdir. Onların anlamını aşındırdığınızda geriye ortak geçmişi olmayan, dolayısıyla ortak gelecek kurmakta zorlanan toplumlar kalır.

Tarih, duygulara göre yeniden yazılmaz.

1919 ile 1922 arasında verilen mücadele, yalnızca Türkiye’de değil uluslararası tarih literatüründe de bir bağımsızlık savaşı olarak değerlendirilir. Adına “İstiklâl Harbi”, “Millî Mücadele” ya da “Kurtuluş Savaşı” denmesi tarihsel olgunun özünü değiştirmez. Değişen yalnızca kullanılan kelimedir; gerçek ise yerinde durur.

Çünkü gerçekler, müfredattan bir kavram çıkarılarak ortadan kaldırılamaz.

Bir millet, geçmişini unuttuğu gün geleceğini başkalarının kalemiyle yazmaya başlar. Kelimeleri değiştirmek kolaydır; fakat tarihin bıraktığı izleri silmek o kadar kolay değildir. Tarih, iktidarların değil, hakikatin en uzun ömürlü tanığıdır. Bugün hafızayı oluşturan kavramlara yönelen her müdahale, aslında yarının ortak vicdanına yapılmış bir müdahaledir. Bunun için mesele yalnızca bir ders kitabında hangi ifadenin yazacağı değildir; mesele, bu ülkenin çocuklarına nasıl bir tarih şuuru bırakılacağıdır.

DİĞER YAZILARI Güven Kişiye Dayalı Olursa Çöker  01-01-1970 03:00 ‘Yapay Zeka’ artık hacker mı yetiştiriyor, yoksa devletlerin bilgi tekelini mi yıkıyor? 01-01-1970 03:00 CHP’nin Asıl Krizi: Kayyum Değil, Zihinsel Çöküş 01-01-1970 03:00 Gübre Krizi Kapıda mı? 01-01-1970 03:00 Bu mu Halkçılık? Adana Gibi Adam Tarifesi: Ekmek 18, Ulaşım 42-55 lira.. 01-01-1970 03:00 Uluslararası Su Yollarında Hak ve Güç 01-01-1970 03:00 Sessiz Savaşın Yeni Cephesi: Gübre Üzerinden Kurulan Küresel Baskı 01-01-1970 03:00 Polis Meslek Kanunu: Reform mu, Evrim mi? 01-01-1970 03:00 Devletin Sırrı Sokağa Düşerse 01-01-1970 03:00 Faturalar Yükselirken Sessizce Büyüyen İşsizlik  01-01-1970 03:00 Polnet'teki Delik 01-01-1970 03:00 Sınır Ötesi Operasyonları ve Ahlaki Çizgi 01-01-1970 03:00 Tek Gözlü Tanrı, Kör Dünya 01-01-1970 03:00 Yargı Sokakla Kuşatılırsa.. 01-01-1970 03:00 Yapılan Operasyonlar ve Sessiz Ahlâk 01-01-1970 03:00 Trump-Putin Hattı ve Dünyanın Gerçek Haritası 01-01-1970 03:00 HSK’nın Şikâyet Mekanizması ve E-Devlet Portalı 01-01-1970 03:00 Putin-Trump Görüşmesinin İptali: Yeni Soğuk Dönemde Diplomatik Satranç 01-01-1970 03:00 Görünmez Terör ve Batı’nın Çifte Standardı: Psikolojik Harpte Yenik Kaldığımız Gerçekler 01-01-1970 03:00 Gargat Ağacı'nın halk anlatılarında çelişkileri üzerine 01-01-1970 03:00 Gazze Kurtarıcıların Sahnesinde Suskun Vicdanlar 01-01-1970 03:00 İki Tabela, Bir Kapı: Dernek mi, Parti mi? 01-01-1970 03:00 Baklavanın Fıstığı İtalya’dan: Kültür İthal Edilir mi? 01-01-1970 03:00 Adana’da CHP Belediyeciliğinin Gerçek Yüzü: Çürük Diş Misali 01-01-1970 03:00 Cemaat Gibi Gündem Açılmaz: Diyanet ve Devletin Ağırlığı 01-01-1970 03:00 Orman Yangınları ve 'Keçi Yasağı' Meselesi 01-01-1970 03:00 Bir Diploma Kadar Gerçek: "Devletin Sözünden Döndüğü Yerde Umutlar Ölür"  01-01-1970 03:00 Vergide Adalet mi, Yaşam Tarzına Ceza mı?  01-01-1970 03:00 Zeytinlikler, Madenler ve Aklın Taksimatı Üzerine 01-01-1970 03:00 HALA SULTAN'IN TOPRAĞINDA RUM VİLLASI 01-01-1970 03:00 Yeni Nesil Savunma Biçimi: "Unutkanlıkla Aklamak" 01-01-1970 03:00 Zabıtanın Vicdanı: Yüreğir’de Sessiz Bir Kitap Devrimi 01-01-1970 03:00 BAKICI DİLİYLE: ADALET Mİ DEDİNİZ, PEKİ YOKSULLARIN HAKKI NE OLDU SAYIN ÖZGÜR ÖZEL? 01-01-1970 03:00 Lozan’a Saldırı: PKK’nın Meşruiyet Krizi Mühendisliği ve Yeni Kurucu Antlaşma Tehdidi" 01-01-1970 03:00 Trump’ın Marine Le Pen Çıkışı: Batı Demokrasilerinde Hukuk ve Siyaset Çatışması Derinleşiyor! 01-01-1970 03:00 Sokak Çağrılarıyla Siyaset: Tehlikeli Bir Kumar! 01-01-1970 03:00 "Hukuk Devleti mi, Sokak Anarşisi mi? İmamoğlu’nun Gözaltısı Üzerinden Tehlikeli Oyunlar" 01-01-1970 03:00 Özgürlük bir temennidir - Ta ki Savaşla Kanıtlanana Kadar 01-01-1970 03:00 Küresel Finansal Hegamonya ve Çağdaş Kölelik Düzeni 01-01-1970 03:00 Terörün Kimliği Yoktur! Küresel Tehdit Karşısında Ortak Tavır ve Mücadele.. 01-01-1970 03:00 Donald Trump'ın Evanjelistler Tarafından Mesih İlan Edilmesinin Etkileri 01-01-1970 03:00 Din işleri ve Döviz girişi 01-01-1970 03:00 Tek sorun Akademisyenler 01-01-1970 03:00 Lüks Nermin'in Diplomasiye Kazandırdıkları  01-01-1970 03:00 KANAL İSTANBUL PROJESİ 01-01-1970 03:00 Suriyelilerin taşınmaz edinimi 01-01-1970 03:00 Dış güçler ve sayı saymasını bilmek 01-01-1970 03:00 Anadolu kale haline gelmezse yanarız  01-01-1970 03:00 Lupercalia 'Day/Kurt' günü bayramı 01-01-1970 03:00 Belediye başkanlarına hapis yolu açıldı 01-01-1970 03:00 Herkesin evinde Covid-19 aşısı var 01-01-1970 03:00 Çetin mi, Kocaispir mi? 01-01-1970 03:00 Karalar'ın Koyunu! 01-01-1970 03:00 Başkansız belediyeler 01-01-1970 03:00 Zeydan Karalar'dan Sahra Hastanesi Skandalı 01-01-1970 03:00 Soner Çetin'den yurt hikayeleri 01-01-1970 03:00 Başkan Zeydan Karalar'a Açık Mektup II 01-01-1970 03:00 B.Şehir Belediye Başkanı Karalar'a 01-01-1970 03:00 Karataş Kruvaziyer ve Yat Limanı Neden Önemli? 01-01-1970 03:00 Adana gibi 01-01-1970 03:00