‘Masumiyet Müzesi’ni başladım ve bitirdim. Daha çok yeni, bir kazanın içinden çıktım.
Yaralarımın iyileşmesini beklerken, günlerimi oyalarken bastım ‘izle’ye. Başka bir hayat kazasında sürüklendim 9 bölüm.. Bir çok karışık duyguyla izledim.
Gelip gelip geçen, izledikçe değişen saygısız duygu seli yaladı geçti kalbimi. Bazen kaşlarım çatıldı, kızdım. Bazen kalbim acıdı, anladım, ağladım. Yazana kızdım, yazılana kızdım, anlatana kızdım, yazgılara kızdım.. Genelde kızgındım.
Keşkeler birikti dilimde. Ama biliyordum ki hayatın keşkeleri hep yaşanmış bitmişin peşinden gelirdi. Keşkeler, finalde akan jenerik gibiydi. Yapımda ve yayında emeği geçenlerdi.
Olana bitene, oldurana saygısı olanın sonuna kadar bekleyip, sondaki TEŞEKKÜR’ü yüreğiyle onayladığı andı.
Olanı biteni anlamayanın, oldurana saygısı olmayanın da bittiği yerde bıraktığı şeydi… Sonra dönüp yaralarıma, olduranın olup bitirdiklerine TEŞEKKÜR ettim.
Hayat bizden olana bitene de, olduramadıklarımıza sonsuz teslimiyet bekliyor. Zorladığın zaman zorluyor.
Anlatmak istediğini anlatana kadar da peşimizi bırakmıyor. Anlamak bir yol, biz yolcu. Hepimize konforlu bir yolculuk diliyorum.
A.D.Z.