Bir tablo düşünelim
Renkler iç içe geçmiş, çizgiler birbirine karışmış, soyut bir tablo...
Gözün büyüleniyor çünkü zihin karmaşayı çekici buluyor,
çözülmesi zor olana tutunmak istiyor insan.
Ve yanında boş, bembeyaz bir kâğıttan tablo olsun, herkes boş tabloya bakıp kafasını çevirecektir eminim.
Hem de aradığının o olduğunu bilmeden...
Kaç kişi fark eder ki bu derinliği?
Sadelik hep 'eksiklik' sanılır bu çağda.
İşte orada kandırılırız.
Karmaşığı 'değerli', sadesini 'basit' sanırız.
Oysa en güçlü şeyler hep sessizdir:
En tehlikeli virüsler mikroskobiktir, görünmez,
en derin acıkar sessizdir, çıt çıkmaz.
en ölümcül silah sinsidir, fark edilmez,
ve en çıplak gerçek de
tam gözümüzün önündedir.
Bir bardak su düşün misal.
Yoğurt katarsın, ayran olur.
Limon sıkarsın, limonata.
Meyve eklersin meyve suyu...
Her şey değişir.
Ama o karışımın kalbi hâlâ sudur.
Tıpkı karmaşık olan tablonun kalbinin beyaz tablodaki kağıt olduğu gibi...
Tıpkı bizim o saf halimiz gibi.
Henüz kimseye benzemediğinimiz,
kimsenin onayına ihtiyaç duymadan,
sadece 'olduğumuz' hâlimiz.
Sonra birileri çıktı karşımıza ve dedi ki:
"Biraz daha şöyle olsan..."
Sen de suyun içine duygu kattın,
bir tutam taviz, birkaç damla rol,
bolca da suskun kabulleniş…
Ve evet, "lezzetli" biri oldun.
Lezzetli ama soğuk bir tablo.
Her şey tamam ama eksik bir şey var.
Çünkü sen artık toplumun beğeneceği bir karışım oldun,
ama kendi içindeki saf suyunu unuttun. .
İç çöküş tam burada başlıyor işte.
Karmaşığın cazibesine kapılıp,
sadelik devrimini kaçırdığımız yerde.
Ama iyi haber şu ki;
Öz hiçbir zaman kaybolmaz.
Sadece susar.
Karanlıkta seni bekler.
Kimsenin anlamadığı o gece,
içindeki o suyu yeniden hatırlarsın.
Birden fısıldar:
"Her şey güzel gibiydi oysa ben yokmuşum…"
Ve işte asıl dönüş de tam orada başlar.
Kendine döndüğün yer,
başkalarının seni terk ettiğini sandığın andır aslında.
Kendini sevdiğin yer,
dünyanın seni beğenmediği andır.
Kendini duyduğun yer,
gürültüyü susturabildiğin andır.
Çünkü dünya karmaşayı över,
ama özü hep özler.
Ve su, içine ne katarsan kat,
daima kendi doğasında kalır.
Biz de öyleyiz özümüzle kendi doğamızda var olabilirsek yaşarız, diğer türlüsü başka hayatlara adanmış bir hayat oyunu...
A.D.Z
