15 Temmuz'dan sonra ortaya çıkan tablo, sadece bir terör örgütünün devlete nasıl sızdığını göstermedi. Aynı zamanda yıllarca yargı makamlarını kullanan örgüt mensuplarının binlerce insanın hayatı üzerinde nasıl derin izler bıraktığını da ortaya koydu.
Bugün cevap bekleyen çok basit ama çok ağır bir soru var:
FETÖ mensubu oldukları gerekçesiyle meslekten ihraç edilen hakim ve savcıların verdiği kararlar nedeniyle mağdur olan insanların hesabını kim verecek?
Bir hakim kürsüye oturduğunda devlet adına karar verir. Verdiği karar vatandaşın özgürlüğünü, malını, itibarını ve geleceğini doğrudan etkiler. Ancak sonradan terör örgütü üyeliği, örgütle irtibat veya iltisak nedeniyle yargıdan uzaklaştırılan bazı hakimlerin geçmişte verdiği kararlar bugün hâlâ tartışılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36'ncı maddesi, herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğunu açıkça belirtmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6'ncı maddesi de bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanmayı temel hak olarak kabul etmektedir.
Peki şu soruyu sormayacak mıyız?
Tarafsız olmadığı sonradan ortaya çıkan bir hakim tarafından verilen kararın mağdurlar üzerindeki etkisi tamamen ortadan kalkmış mıdır?
Birçok dosyada yeniden yargılama yolları açıldı, bazı davalar bozuldu, bazı mağduriyetler giderildi. Ancak toplumun vicdanını rahatsız eden asıl mesele, yaşanan zararların tamamının telafi edilip edilmediğidir.
Bir insan yıllarca cezaevinde kaldıysa, işini kaybettiyse, ticari hayatı sona erdiyse, ailesi dağıldıysa, sosyal çevresinde itibarsızlaştırıldıysa; yıllar sonra verilen bir beraat kararı her şeyi eski haline getirebilir mi?
Hukuk yalnızca karar vermek değildir. Hukuk, yanlış kararların sonuçlarını da ortadan kaldırabilme cesaretidir.
FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin ortaya çıkan gerçekler karşısında devletin ve yargı kurumlarının daha cesur davranması gerektiğini düşünenlerin sayısı az değildir. Özellikle örgüt bağlantısı nedeniyle ihraç edilen hakim ve savcıların görev aldığı ve ciddi hak ihlali iddiaları bulunan dosyaların yeniden ele alınması talepleri kamuoyunda sık sık dile getirilmektedir.
Çünkü mesele yalnızca geçmişle hesaplaşmak değildir.
Mesele, vatandaşın adalete olan güvenidir.
Eğer toplumun bir kesiminde "Bana yapılan haksızlığın hesabı sorulmadı" duygusu yaşamaya devam ediyorsa, hukuk devleti henüz görevini tamamlamış sayılmaz.
Adalet, yanlış yapanların cezalandırılmasıyla değil, mağdur edilenlerin hakkının teslim edilmesiyle tamamlanır.
Bugün hâlâ binlerce insan şu sorunun cevabını bekliyor:
Örgüt mensubu olduğu tespit edilen hakimlerin verdiği kararlar nedeniyle mağdur olan vatandaşların kayıplarını kim telafi edecek?
İşte gerçek yüzleşme, bu soruya verilecek samimi ve cesur cevapla başlayacaktır. Çünkü adalet gecikebilir; ancak geciken adaletin yarattığı mağduriyetleri görmezden gelmek, yeni adaletsizliklerin kapısını aralar.
Ali DENİZ
Çağımızın en büyük hastalığı sevgisizlik ve iletişimsizlik.
Sultan YAŞAT
“Cinlerin Düğünü” Toronto Film Festivali’nde: Korku mu, Aile Trajedisi mi?
Sevim AĞAMULLA
(Ba'de harâbi'l-Basra)
Orhan ERGEZER
Harran’daki KPSS Olayı
İsmail GÖKTÜRK
İkbalden zillete Adana..
Ülkü REYHANİOĞLU
Kendine geç kalmadan
Özlem ERDOĞAN
Çoban Dede Türbesi İçler Acısı durumda
Av. Alev SEZEN
Çerçeve Yasanın Hukuki Ve Siyasi Açıdan Değerlendirmesi